TÜRKLERİN ANAYURDU
ilk tür devletleri
Türklerin tarih sahnesine çıkışları Orta Asya’dır. Orta Asya’nın sınırları, Doğuda Kingan Dağları, Batıda Hazar Denizi, Güneyde Himalaya Dağları, Kuzeyde Sibirya’dır.

GÖÇLERİN SEBEPLERİ:
1)- Nüfus artışı ve toprakların yetersiz kalışı,
2)- Olumsuz iklim şartları(Kuraklık, şiddetli kışlar)
3)- Kendi aralarında ve diğer kavimlerle olan mücadeleler
4)- Salgın hastalıklar
5)- Türklerin Cihan hakimiyeti düşüncesi(Güneşin doğduğu yerden, battığı yere kadar her yeri fethetme arzusu)

GÖÇ YÖNLERİ:
Kuzeye Gidenler, Sibirya’ya
Doğuya Gidenler, Çin ve Uzakdoğu ülkelerine
Güneye Gidenler, Hindistan, Afganistan ve Çin’e
Batıya Gidenler, İki yol izlememişlerdir. Bir kısmı Hazar Denizinin kuzeyinden Karadeniz’in kuzeyine ve Avrupa’ya, Diğer kısmı ise Hazar Denizinin güneyinden İran, Irak, Suriye, Mısır ve Anadolu’ya göç etmişlerdir.

GÖÇLERİN SONUÇLARI:
1)- Orta Asya kültür ve Medeniyeti dünyanın değişik bölgelerine taşınmıştır.
2)- Göç etmeyip, Orta Asya’da kalan Türkler, ilk Türk Devleti olan Asya Hun Devleti” ni kurmuşlardır.
3)- Göç eden Türk boyları gittikleri yerlerde yeni Türk Devletleri kurarlarken, oralardaki bazı devletleri de yıktılar.

ASYA HUN DEVLETİ
AsyaHunDevleti
ASYA HUN DEVLETİ (BÜYÜK HUN DEVLETİ) (MÖ. 220-MS.300)
* Kurulduğu tarih kesin olarak bilinmemektedir. Tarihte bilinen İLK TÜRK DEVLETİ’dir.
* Bilinen ilk hükümdarı TUMAN(Teoman)’dır. Teoman’dan sonra yerine oğlu METE HAN geçmiştir.
* Asya Hun devleti METE HAN zamanında en geniş sınırlarına ulaşmıştır.
* Çinliler Türk akınlarına karşı koymak için ÇİN SEDDİ’ni yaptılar.

NOT: Tarihte ilk defa bütün Türkleri tek bayrak altında toplayan Türk Devleti Asya Hun devletidir.

* Büyük Hun Devleti VERASET SİSTEMİ ve ÇİN SİYASETİ nedeniyle Doğu ve Batı Hun Devleti diye ikiye ayrıldı.
Batı Hunları ARAL GÖLÜ civarına göç etmek zorunda kaldılar. Doğu Hunları ise Kuzey ve Güney olarak ikiye ayrıldı. Ve daha sonra Çinliler tarafından ortadan kaldırıldı.
TÜRKLERDE VERASET SİSTEMİ NASILDI?
Türklerde devlet hükümdar ailesinin ortak malı sayılırdı. Ve ülke hükümdarın sağlığında oğulları arasında paylaştırılırdı. Her prensin (TEKİN) hükümdar olma hakkı vardı.

NOT: Bu anlayış Türk devletlerinde sık sık taht kavgalarının çıkmasına ve Türk devletlerinin parçalanmasına sebep olmuştur.
HUNLAR’DA DEVLET TEŞKİLATI
Hun Devleti otlağı bol besiciliğe elverişli bozkırlar bölgesinde kurulmuştu. Tarıma uygun toprakları nerdeyse hiç yoktu. Bu yüzden ekonomisinin temeli, başta at yetiştiriciliği olmak üzere hayvan yetiştirmek üzere idi. Bunun sonucu olarak sosyal durum, Çin’dekinden çok farklıydı. Çin’de geniş toprak sahipleri ile köle sınıfı vardı. Hun bölgesinde ise ne malikanelere ne de toprak kölelerine rastlanıyordu. Akrabalık bağları ile birbirine sıkı sıkı bağlı olan aileler, kabileleri meydana getiriyor, kendilerini savunmak için daima silahlı yaşayan kabilelerin sıkı işbirliği yapmalarından da devlet doğuyordu.

Bu yapısı ile ve ordunun Mete tarafından tanziminden sonra, devlet merkezden idare edilen bir askeri teşkilat” haline gelmişti. Askeri karakterde olması ve gerekli şartların (bozkırda eğitilmiş olmak, at ve silah)bulunması sebebiyle de fütühata açıktı. ”Köylü” Çin devletinden bu yönü ile ayrılıyordu.

Çin’de esas rejim ”Feodalite” idi. Hun Devletinde ise Merkeziyetçilik hakimdi. Bu devlette Çinliler ancak küçük memurluklara ve bazı müşavirliklere gelebiliyordu. Birinci derecede sorumlu makam sahipleri ile yüksek görevliler tamamen Hun aslından gelmeydi. Bunlar emirlerindeki silahlı kuvvetlerle, aynı zamanda birer komutandılar.

Devlet teşkilatının (Sağ-Sol eligleri=kanat kralları) Çinlilikle hiç bir ilgisi yoktu. Mete tarafından gerçekleştirilen ve toplulukta kabilecilik gayretlerini kırarak devlete milli topluluk havasını getiren ordudaki 10′lu tertip Türk idi. Devletin ”Milli” karakterinin korunmasına dikkat ediliyordu. İmparator kumandasındaki Çin ordusunu kuşatan Mete’un Çin içlerine dalarak bozkırdan uzaklaşmasına , devlet meclisi engel olmuştu.

Hun devleti bozkır Gök-Tanrı inanışındaydı. Bu bakımdan Türk inancı ne Moğol totemciliğine ne de Çin toprak tanrıcılığına benziyordu.

Bütün bunlardan dolayı Mete’un zamanında kesin şeklini aldığı görülen büyük Hun Devleti, sosyal yapı, hakimiyet anlayışı, idare, ordu, din, dünya görüşü ve benzeri gibi çeşitli yönlerden, Türk milletinin tarih ve kültüründe bir kilit taşı ve ana kaynak durumundadır. Onun için Türk ve dünya tarihinde çok büyük önem taşır.
HUN İMPARATORLUĞUNUN PARÇALANMASI
Mete’dan sonra hükümdar olan KİOK (M.Ö.174-160) devletin büyüklüğünü muhafaza etmeye çalıştı. Yurtlarından oynattığı Yüeçi’ler Afganistan’a giderek burada İskender tarafından kurulmuş olan GREK hakimiyetine son vermişlerdi. (M.Ö.166) Aynı yıl Kiok da kalabalık ordusu ile Çin başkentine giderek imparatorun sarayını yakıp ülkenin Çinli prensesini de alarak evlenmişti.
ÇİN PRENSESLERİNİN HUN ÜLKESİNDEKİ ETKİLERİ
Çin sarayı ile kurulan ve devam ettirilen akrabalık siyasi bir nitelik taşıyordu. Fakat bu çığırın açılması ilerde Çin ile temas edecek olan hemen bütün Türk devletleri bakımından kötü sonuçlar verecek bir davranış oldu. Hanedanlar arasındaki bu yakınlaşma Çin entrikalarının yoğunlaşması için bir fırsat yaratıyordu. Çin diplomatları ve görevlileri Hun merkezindeki Çinli prensesin himayesinden faydalanıyorlardı. Bu sayede Hun topraklarında serbestçe gezip dolaşıyorlar, Türklerin ve onlara bağlı kavimlerin arasında propaganda yapıyorlardı.
ÇİN CASUSLARI
Çin imparatoru VU-Tİ Çin’in en büyük gelir kaynağı olan ipeğe batı ülkelerinde yeni pazarlar bulma gayretindeydi. Bunun içinde İç Asya İran üzerinden Akdeniz kıyılarına ulaşan ünlü ”İpek yolu” nu güvenlik altında bulundurmak istiyordu. Bu bakımdan Orta ve Batı Asya da yabancıların gücünü kırması gerekiyordu. Türk-Çin mücadelesinin yüzlerce yıl sürmesinin temel sebeplerinden biride bu kervan yoluna hakim olmaktı.

Vu-Ti ipek yolu üzerindeki memleketleri ve kavimleri öğrenerek Hun’lara karşı işbirliği sağlamayı dış politikasının ana hedefi haline getirmişti. Bu maksatla yüksek rütbeli bir asker olan Çang-Kien’i batıya göndermişti. Bu casus gizli vazifesini yaparken Hun’lar tarafından yakalanıp uzun zaman gözaltında tutuldu.

Çinli casus batıda geçirdiği on yıl içinde edindiği bilgileri, temaslarını ve tavsiyelerini bir rapor haline getirerek imparatora sundu. Bu önemli rapor sonraki yıllarda takip edilecek Çin siyaseti için başlı başına bir rehber vazifesi gördü.
ÇİN ORDUSUNDA HUN USULÜNE BENZER YENİLENMELER
Hanedanlar arasındaki akrabalık bağlarına ve gizli haber alma faaliyetine ek olarak Çin imparatorları askeri ıslahata da önem verdiler. Çin orduları Türk usulüne göre yetiştirilmeye çalışıldı. Tuman zamanında başlayan bu hareketlilik ara verilmeksizin uzun zaman sürdürüldü. Nihayet Çinliler Hun tarzında 140.000 kişilik süvari kuvveti çıkaracak konuma geldiler.
HUNLARIN ZAYIFLAMASI VE İÇ HUZURSUZLUKLAR
Hun imparatoru Kiok zamanında pek sorun olmayan bu durum Kiok’tan sonra imparator olan KÜNÇİN zamanında (M.Ö.160-126)gerçek bir huzursuzluk kaynağı olarak ortaya çıktı.

Künçin Çin’deki Han sülalesine damat olmuştu. Üstelik babası ve dedesi ölçüsünde dirayetli bir askerde değildi. Bu sebepler bir araya gelince Hun iktidarında sarsıntılar olmaya başladı. Bunu fırsat bilen Çin kuvvetleri Hun bölgelerine önce küçük, küçük daha sonra ise durdurulamadıklarından dolayı taarruza geçtiler. Bunun neticesinde zengin güneybatı toprakları (Tanrı dağları-Çungarya-Turfan-Yarkent-Kuça vb.) Çin istilasına uğradı.

Hun prenslerinin birbirleriyle olan anlaşmazlıkları ayrıca askeri güçsüzlük ve iktisadi darlık karşısında maddi yardım sağlamak için Çin ile bir anlaşma yapılıp Çin himayesine girmek gibi bir eğilim benimsenmeye başlamıştı. Ancak bu görüşe karşı çıkıp mücadeleden yana olanlarda vardı. Bunların başında Prens ÇİÇİ yer alıyordu. Çiçi kardeşinin hükümranlığını tanımadığını ilan etti. Bu durum karşısında Hun meclisi çok yoğun tartışmalar yaşadı. Nihayet Bu görüş ayrılığı maalesef Hun’ların bölünmesiyle neticelendi. Devlet birliğinin parçalanması ile Çin üzerindeki Hun baskısı da tamamen ortadan kalktı. Bu bakımdan M.Ö.58 yılı Doğu Asya tarihinde bir dönüm noktası oldu.

Daha sonraları Çiçi bütün rakiplerini yenerek Tanhuluk merkezini ele geçirdi. Bu suretle Hun imparatoru durumuna geldi. Kardeşi HOHANYEH kendisine bağlı kütlelerle Çin’in kuzeybatı sınırına çekildi ve burada yaşadılar. Bu kütleler ”Güney Hunlar” diye anılırlar.
HUN ÇİÇİ DEVLETİ
Çiçi devletini batıya doğru yaymayı uygun gördü. M.Ö.51 de harekete geçerek çok kısa sayılabilecek bir zaman içinde Aral gölüne kadar olan bütün batı bölgesini ele geçirdi. Devleti tekrar eski gücüne kavuşturmaya çalıştı. Çiçi devletin Kuzey Moğolistan’daki ağırlık merkezini de Çu-Talas nehirleri arasına kaydırdı ve orada yeni bir başkent kurdu.

Böylece Türkistan sahasına Türk halkının iyice yerleşmesini sağladı. Çiçi ayrıca Fergana ve Baktria bölgesini de Batı Hun İmparatorluğu topraklarına kattı.
ÇİN SALDIRISI VE YENİLGİ
Hunlar’ın yeniden toparlanmasından endişe eden Çin Vusun’lar ve Kank-Kü Devleti ile bir anlaşma yaparak saldırıya geçti ve daha henüz tam yapılanmamış Hun birliklerini yenip Talas ırmağı üzerinde yeni yapılmış Hun başkentini yakıp yıktılar. (M.Ö.36) Çiçi bu savaşta hayatını kaybetti.
HUNLAR’IN YENİDEN YAPILANMASI VE YIKILIŞ
Güney Hunlar’ı M.Ö.31 de ölen Hohanyeh’in evlatları tarafından Çin tabiiyetinde kalarak bir müddet idare edildiler. Fakat tarihin cilvesidir ki hiç bir zaman esaret altında kalmaya alışık olamayan ve olmamış yüce Türk milleti bir kez daha içinden muhteşem bir hükümdar çıkararak M.S.18-46 yıllarında YU TANHU tarafından istiklallerine kavuşturuldu. Doğuda Kuzey Hun topraklarını da alarak Mançurya’ya, batıda Kaşgar’a kadar olan sahada hakimiyetlerini genişletip Çin ile olan bütün münasebetleri kestiler.

Fakat Yu Tanhu’nun ölümünden sonra iç anlaşmazlıklar başladı. Bütün bunlara birde uzun zaman süren kıtlık ve hayvan ölümleri eklenince ülkede açlık baş gösterdi. Nihayet iç karışıklıklar sonucu bir daha hiç birleşmemek üzere ikiye ayrıldılar. Dış Moğolistan’da Kuzey Hunlar, İç Moğolistan’da Güney Hunlar. Bu devletlerinde ömrü uzun olmadı ve 147-156 yıllarında Sienpi’ler tarafından Kuzey Hunlar, 216 yıllarında ise resmen olmasa bile Çin’li idarecilerin yönetime gelmesiyle Güney Hun’lar da tarihe karıştı.
TÜRKLERE KARŞI ÇİN SİYASETİ (POLİTİKASI) NASILDI?
Çin bozkır göçebe hayatı yaşayan ve savaşçılıkları gelişmiş olan Türk Ordusu karşısında çaresiz kalıyordu. Hatta Türk Akınlarını durdurmak için ÇİN SEDDİ’ni yaptırmıştı. Buna rağmen Türkleri durduramamıştı. Bu durum karşısında çaresiz kalan Çin şu siyaseti takip etti:
1- Çin prenseslerini Hun Hakanlarıyla evlendirerek, prensesin yanında Hun sarayına çok sayıda hizmetkar gönderdiler. Bu hizmetkarlar casusluk faaliyetinde bulunarak, Türkler hakkında bilgi topladılar.
2- Türk Beylerine hediyeler göndererek, onları kendilerine bağlamaya ve ekonomik olarak Çin’e bağımlı yaşamaya alıştırdılar.
3- Hediyeleri ve ekonomik yardımları birden keserek, Türkleri itaat altına almaya çalıştılar.
4- Türk Beylerini birbirlerine karşı kışkırtarak, Türk devletinin parçalanmasını sağladılar.
ÖRNEK:
Bu konuda en iyi örneklerden biri, Asya Hun Devleti’nin Batı ve Doğu Hun Devleti diye ikiye ayrılması olayıdır.
Bu dönemde Hun Devletinin başına geçen HUANYEH, Çin’in ekonomik yardımları kesmesi üzerine, kurultayı toplayarak, Çin’e bağlanmayı teklif etti. Ancak kardeşi ÇİÇİ ”Bağımsızlığımız herşeyden önce gelir.” diyerek, Huanyeh’e karşı çıktı. Böylece Hunlar ikiye ayrıldı. Çin ile birleşen Huanyeh, kardeşi Batı Hun Hakanı Çiçi üzerine giderek, Batı Hun Devletini ortadan kaldırdı. Batı Hun Halkı Aral gölü çevresine göç etmek zorunda kaldı.

TABGAÇ DEVLETİ

tabgac
Tabgaç’lar Asya Hun’larının bir kısmıdır.TABGAÇ” deyimi eski Türkçe de ”ulu, saygıdeğer” manalarına gelmektedir.

Çinlilerin TOPA dedikleri Tabgaç’lar 4.yy. sonlarına doğru Kuzey Çin’de güçlü bir siyasi kuruluş meydana getirdiler. Bu Türk Devletinde tebaa olarak Mogol’lar, Tunguz’lar ve Çinli halk da geniş ölçüde yer alırdı.

TABGAÇ DEVLETİNİN KURULUŞU VE GELİŞMESİ
Tabgaçlar önce Kuzey Şansi’de Tai şehri başkent olmak üzere küçük 1.Topa Devletini kurdular (338-376). İlk hükümdarları ŞAMO HAN idi. Çevrelerindeki küçük Hun Devletleriyle ve Sienpi kütleleriyle mücadeleye giriştiler. Nihayet 16 kadar küçük hükümeti idareleri altına alarak büyük bir devlet haline geldiler.(386)

Doğu Çin’deki verimli toprakları ele geçirdikten sonra,siyasi nüfuzlarını Pekin yakınlarına ve Huang-Ho nehri dirseğine kadar genişlettiler. Fakat kuzeyde Juan-Juan’ların çok kuvvetli oluşundan dolayı genişleme imkanı bulamadılar. Moğol asıllı olan Juan-Juan devleti Sienpi’lerin mirasçısı olarak 4.yy. sonlarından itibaren kudretli bir siyasi kuruluş haline gelmişti. Tabgaç ,Juan-Juan çatışması ,bazan çok şiddetli olarak 150 yıl kadar sürdü.

TAO (TAİ-VU) DEVRİ
İmp.Tao devrinde (424-452) Tabgaç devleti en parlak dönemini yaşadı. Tao, bütün kuzey Çin’i tek idare altında birleştirdi. Ayrıca 2.Tsin Devletini kendine bağladı. Hun Hia hükümdarlığını aldı, Juan-juan’ları yendi. Moğolistan’ın bir kısmını istila etti. İç Asya’daki Vusun , Yüepan ülkelerini , Kuça, Kaşgar, Karaşar, Turfan başta olmak üzere 30 kadar şehir devletçiğini kendisine bağladı ve Kansu’daki Hun Devletini ortadan kaldırdı.

Böylece ünlü İpek yolu tekrar Türk hakimiyeti altına girdi. 450 yılında güneyde Yangçe ırmağına ulaşan Tao, Çin askerinin taydan, dişi inekten farksız olduğunu söylüyordu. Kendisi ise ”BÖRÜ” (kurt) lakabını taşıyordu. İmp. merkezini, Türk hayat şartlarına uyan bozkır bölgesinde tutuyordu.

TÜRKLER VE BUDİZM
O sıralarda Budizm dini Çin’de yayılmaya başlamıştı. Tao Budizmin Türkler arasında yayılmasını şiddetle önlemeye çalıştı. Tapınaklarda ayinler dışında din propagandasını yasaklamakla işe başladı. Bu suretle Türk bünyesinin ve seciyesinin bozulmasını önlemek istedi. Tao’nun bu tutumunun doğruluk ve değeri çok sonra anlaşılacaktı.

Tao’dan sonra Tabgaç hükümdarı olan KAO-ÇUNG ve 1.HONG zamanlarında İç Asya da devlete bağlanan şehir hükümetlerinin sayısı 50 ye çıktı. Juan-Juan’lar bir kez daha mağlup edilip Güney Çin devletinin bazı bölgeleri ele geçti.

YABANCI KÜLTÜRÜN YAYILMASI VE SOYSUZLAŞMA
Bu büyük askeri başarılara rağmen, Kao-Çung ve 1. Hong Budizm’e karşı kayıtsız kaldılar. Tao’nun aldığı tedbirin önemi farkedilmedi, yasak kararı gevşetildi. Hatta zamanla Budizm korunmaya bile başlandı. Böylece bu yeni din gittikçe yayılmaya başlandı. 479′da yalnızca başkentte 100′den fazla Budist tapınağı ve 2000 den fazla rahip bulunuyordu.

Devletin eski gücü, 2.imp.Hong (471-479) zamanında gittikçe azaldı. Kuça ve etrafı Juan-Juan devleti tarafından işgal edildi. Başkent, bozkır bölgesinden eski Çin merkezi Lo-Yang’a taşındı. Türk töresinin ihmali ve soysuzlaşmanın hızlanması 495′te son noktasına ulaştı. Türk örf ve gelenekleri, giyim tarzı, Tabgaç dili yazışmalarda Türkçe deyimlerin kullanılması yasaklandı.

Bu tutum karşısında halk büyük isyanlar başlattılarsa da bunlar bastırılmıştır.

TABGAÇ DEVLETİNİN YIKILMASI
Tabgaç hükümdarları Budizme büyük yakınlık göstermişlerdi. O kadarki yabancı Devletlerdeki dindaşlarıyla bile ilgilendiler.

Neticede Tabgaç Devleti, Türk atalarının askeri vasfını gittikçe kaybetti. Yeni bölge ve yerli Çin halkı da iktisadi ve sosyal değişmelere sebep oluyordu. Devletin gücü nerdeyse bitmişti.

Tabgaç Devleti 534′te doğu ve batı olmak üzere ikiye ayrıldı. Kısa zaman sonra her iki devletin toprakları Çin hanedanlarının eline geçti.

AVRUPA (BATI) HUNLARI VE KAVİMLER GÖÇÜ

avrupa_hun_imp
KAVİMLER GÖÇÜ(375):
Çiçi’ye bağlı Batı Hunları Çin’in ve Doğu Hunları’nın baskısıyla Aral Gölü civarına göç etmişlerdi. Burada 200 sene hayatlarını sürdüren Batı Hunlarının nüfusları arttı. Toprakları yetersiz kalmaya başladı. Ve başka Türk Boylarının katılmasıyla güçlendiler. MS. 374 yılında VOLGA (İTİL) nehrini aşarak Batı’ya (Avrupa’ya) doğru ilerlemeye başladılar. Türklerin bu ilerlemeleri karşısında önlerinde bulunan Vizigot, Ostrogot, Vandal, Sakson, Frank, Germen gibi bir çok kavim hareketlenerek Türklerden kaçmaya başladılar.
Böylece Batı Hun Türklerinin, sebep olduğu bu olaya tarihte KAVİMLER GÖÇÜ adı verilir.(375)

KAVİMLER GÖÇÜNÜN SONUÇLARI:
1)- Roma İmparatorluğu, Doğu ve Batı Roma İmparatorluğu olmak üzere ikiye ayrıldı.(395). Batı Roma İmparatorluğu 476 yılında bu Germen kavimleri tarafından yıkıldı.
2)- Avrupa’nın ETNİK yapısı değişti. (Germen kavimlerinin Avrupa’daki yerli kavimlerle karışması sonucu yeni milletler ortaya çıktı.)
3)- Türkler Avrupa’da BATI HUN DEVLETİ’ni(AVRUPA HUN) kurdular.
4)- İngiltere, Fransa gibi Avrupa devletlerinin temeli atıldı.
5)- Avrupa’da FEODALİTE (DEREBEYLİK) rejimi ortaya çıktı.
6)- İlk çağ kapandı, Ortaçağ başladı.

AVRUPA HUN (BATI HUN) DEVLETİ
Kavimler göçünü başlatan Batı Hunları tarafından kurulmuştur. İlk hükümdarları BALAMİR, en önemli hükümdarları ATTİLA’dır.
NOT: Anadolu’ya ilk Türk akınları Avrupa Hunları tarafından yapılmıştır.

ULDIZ’IN ROMA SİYASETİ:
Balamirden sonra Batı Hunlarının başına geçen Uldız, Roma İmparatorluğuna karşı akılcı bir siyaset izlemiştir. Hunların düşmanları Germen Kavimleri ile savaştığından, Batı Roma İmparatorluğu ile iyi geçinmiş, Doğu Roma’yı (Bizans) ise baskı altına almaya çalışmıştır.

HUN KEŞİF BİRLİKLERİNİN ANADOLU’YA GİRİŞLERİ
Roma İmparatoru Theodosius’un ölüm yılı olan 395′te Hun’lar yeniden harekete geçtiler. Bu hareket iki yönde gelişti. Hun’lar dan bir kısım Balkanlar’dan Trakya’ya doğru ilerlerken, daha büyük sayıdaki diğer kısım Kafkas’lar üzerinden Anadolu’ya doğru indiler. Hun Devleti’nin Don nehri havalisindeki doğu kanadı” tarafından tertiplenen Anadolu akını BASIK ve KURASIK adlı iki Hun kumandanı tarafından yönetiliyordu. Romalı’lar kadar Sasani’lerde bu akından rahatsız oldular. Hun birlikleri Erzurum bölgesinden itibaren Karasu, Fırat vadileri boyunca ilerleyerek Malatya ve Çukurova’ya ulaştılar. Daha sonra Suriye’ye inerek Sur’u baskı altına alıp Kudüs’e yöneldiler. En nihayet kuey istikametine dönerek Kayseri, Ankara ve havalisine kadar ulaştılar. Oradan Azerbaycan, Bakü yolu ile kuzeye merkezlerine döndüler. Bu Türklerin Anadolu’da tarihe geçmiş ilk görünüşleri oldu.

BATI ROMA HUN İLİŞKİLERİ
Batıdaki Hun baskısı, 400 yılına doğru iyice hissedildi. Hun komutanı ULDIZ’ın Tuna’da görülmesi üzerine kavimler göçünün ikinci büyük dalgası başladı. Hun’lar dan kaçan kütleler Batı Roma topraklarına saldırıyor, hatta Alarik komutasında Galya’ya uzanan Got tehlikesi Romalı’lar tarafından güçlükle önlendi.

Fakat daha önemlisi RADAGAİS tarafından birleştirilen Vandal, Sueb, Kuad Burgond, Sakson, Alman birlikleri hızla Roma üzerine saldırdılar. Çiğnedikleri İtalya topraklarında müthiş tahribat yapıyorlardı.

Daha önce Vandal akınını durduran Roma komutanı Stiliko bu akını durduramadı. Yardım isteyen Roma’ya takviye Hun birliklerinin gelmesiyle Floransa’nın güneyinde cereyan eden savaşta istilacılar yenilmekten kurtulamadılar. İstilacı komutanı Radagais yakalanarak idam edildi.(406)

Batı yolu üzerindeki bütün engeller de bu sayede kalkmış oluyordu. 410 yıllarında ölen Uldız’dan sonra Hun İmparatorluğunun başına KARATON geçti.Bu hükümdar on yıl kadar doğu işleriyle meşgul oldu. Karaton’dan sonra Hunlar’ın başına RUA geçti. Üç kardeşi vardı. Bunlardan MUNCUK (Attilla’nın babası) erken ölmüştü. Diğer iki kardeşi AYBARS ve OKTAR, kanat kralları olarak, Rua’nın yardımcısıydılar.

RUA VE BİZANS
Rua siyaset olarak Uldız’ın yolundan yürüdü. Bizans, Hun ordusunu isyana teşvik etmek ve Hunlar’a bağlı kavimleri ayırmak için Hun topraklarında casusluk şebekesi kurmuştu. Rua bu tahrikleri ileri sürerek Bizans üzerine yürüyüp varlık gösteremeyen Bizans’ı yıllık vergiye bağladı (422).

Batı Roma İmp. ölen kralın yerine 4 yaşındaki 3.Valantinianus imparator ilan edilmişti(423).Bizans imparatoru 2.Theodosios, Roma’ya sahip olmak için İtalya’ya ordu ve donanma gönderdi. Bu durumda Batı Roma Hun’lara daha da yaklaşmış oldu. Ünlü Roma komutanı Aetius Hun hükümdarı Rua’dan yardım talep etti. Hun hükümdarı Rua 60.000 kişilik ordusunun başında Roma’ya hareket etti. Bu gelişmenin olması üzerine Bizans birlikleri savaşa dahi girmeden geri çekildiler. Ancak Rua Bizans’tan ağırca bir savaş tazminatı aldı.

Rua bunlara ilave olarak ayrıca Bizans’a sığınmış olan Hun ileri gelenlerinin ve diğer Hun kaçaklarının iadesini istedi. 2.Theodosios, süratle anlaşma yolu bulmak için, bir elçilik heyetini Hun başkentine göndermeğe karar verdi. Fakat o sıralarda hasta olan Rua yaşamını yitirdi. (434 baharı)

Rua’nın ölümü Bizans tarafından sevinçle karşılandı. Hatta o kadar sevindiler ki ayin yapan papazlar bu tehlikenin kalkmasını dindar olan imparatorlarına bağladılar.

Fakat Hun sınırlarına gelen Bizans elçilik heyeti, Rua’yı bile gölgede bırakacak bir hükümdarla karşılaştılar:Attila.

AVRUPA (BATI) HUNLARI VE ATTİLA DÖNEMİ

avrupa batı atilla
ATTİLA DÖNEMİ
Attila başlangıçta ULDIZ’ın siyasetini takip etmiş ve Bizans’ı baskı altına almak üzere Balkan seferleri düzenlemiştir. Bizans’ı MARGUS ve ANATOLYUS antlaşmaları ile ağır ve vergilere bağlamıştır. Bizans’ı dize getiren Atilla daha sonra Batı Roma üzerine yönelmiştir.

ATTİLA
Babası Muncuk erken öldüğü için, amcası Rua’nın yanında yetişmişti. Onunla beraber seferlere katılmış, çeşitli kavimleri yakından tanımak imkanı bulmuştu. Hun iç ve dış siyasetini , devlet idaresini amcası Rua’dan öğrenmişti. Hunlar’ın başına geçtiği zaman 39-40 yaşlarındaydı.

Memleketi büyük kardeşi BLEDA ile birlikte devraldı. Fakat eğlenceden hoşlanan, enerjisi kıt Bleda devleti ciddi bir hükümdar olan Attila’ya bırakmak için onu buna zorlamış ve kendisini ikinci plana itmişti. Dış münasebetlerin düzenlenmesi ve ordu Attila’ya aitti.Amcaları Aybars ve Oktar ise kanat kralları olarak yerlerini korudular. Aralarında tam bir anlaşma vardı. Attila’nın yardımcısı olarak 11 yıl Hun İmparatorluğunun idaresinde kalan Bleda 445 yılında eceli ile öldü.

KONSTANTİA (MARGOS) BARIŞI
434 yılında Bizans’tan gönderilen elçilik heyeti Hun sınırında Attila tarafından at üzerinde karşılandı. Elçilerin dinlenmelerine bile izin vermeden, isteklerini barış şartı olarak yazdırdı. Tuna ile Morova arasında kalan Bizans Margos kalesinin tam karşısında ve Tuna’nın kuzey kıyısında bulunan Konstantia surları önünde yapıldığı için bu anlaşmaya Konstantia (Margos) Barışı”denir.

Başlıca maddeleri şöyledir:
1-Bizans bundan sonra Hunlar’a bağlı kavimlerle görüşmelere,anlaşmalara girmeyecek.
2-Esir alınmış Bizans teb’ası dahil Hunlar’dan kaçanlara sığınma hakkı verilmeyecek.
3-Bizans’ın elinde bulunan mülteciler iade edilecek. (Grek asıllı olanlar için fidye verilebilecek)
4-Ticari münasebetler yine belirli sınır kasabalarında devam edecek.
5-Bizans’ın ödediği yıllık vergi iki katına (700 libre altın)çıkarılacaktır.

2.Theodosios bu şartları aynen kabul etti. Hunlara iade edilen kaçaklar ve hainler daha Bizans içinde Karsus kalesinde idam edildi. Bu durum Attila’nın namını bütün ülkelere duyurmuş oldu.

HUN DEVLETİ BÜNYESİNDEKİ KAVİMLER
Hun imp. batı kanadının ağırlık merkezi Tuna çevresinde ,doğu kanadının ağırlık merkezi ise Dinyeper dolaylarındaydı. İmp. bünyesindeki kavimlerin başlıcaları şunlardan oluşuyordu:

a) Germen kavimleri (doğudan batıya) : Doğu Got’ları ,Gepid’ler, Turciling’ler, Sueb’ler, Markoman’lar, Kuad’lar, Herul’ler, Rugi’ler, Skir’ler
b) İslav kavimleri: (Orta ve Batı Rusya’da ): Veneda’lar, Ant’lar, Sklaven’ler.
c) İran’lı kavimler (Kafkaslardan Tuna’ya kadar, dağınık halde: Alan’lar, Sarmat’lar, Baştarna’lar, Neur’lar)
d) Fin Ugor kavimleri ( Ural’dan Baltık’a kadar):Çeramis’ler, Mordvin’ler Merya’lar, Veşi’ler, Çud’lar, Est’ler, Vidivari’ler.
e) Türkler: Volga’ya doğru Beş-Ogur, Altı-Ogur,On-Ogur, Sarı Ogurlar, Azak’ın batısında Akatir’ler, Volgan’nın doğusunda Sabar’lar ve başka Türk kütleleri.

Bu kavimlerin sayıları 45 kadardı. Hun sınırları içinde her şey sükun halindeydi. Sadece tek bir isyan çıkmış Akatir’lerin başkaldırısı görülmüş, oda çok kısa bir zaman zarfında Attila’nın oğlu İlek tarafından bastırılmıştı(442).

BİZANS’A KARŞI 1.BALKAN SEFERİ
440 yılından itibaren Attila, Bizans üzerindeki baskıyı artırdı. Çünkü Bizans anlaşma şartlarını ihlal etmeye başlamıştı. Mesela Hunlar’dan kaçan bazı hainleri geri vermiyor ve hatta onları yüksek mevkilerde bile görevlendirebiliyordu. Hatta daha ileri giderek Margus piskoposu Hun büyüklerinin mezarlarını soyarak, mezarlara konmuş kıymetli madenlerden yapılmış süs eşyası ve silahları çalıyordu.Bu davranışlar Hun’ları şiddetli öfkelendirmişti. Diğer bir sebep ise anlaşma hükümlerine rağmen Akatir’leri Hun’lara karşı kışkırtma olmuştu. Bütün bu sebepler bir araya gelince Attila Bizans’a karşı sefere çıktı.

Margos’un zaptı ile başlayan harekat (441) Belgrad ve Niş üzerinden Trakya’ya doğru gelişirken Batı Roma araya girdi. Roma orduları başkomutanı Aetius, bundan böyle Bizans’ın antlaşmalara uyacağını garanti ediyor, kendi oğlunu da Hun merkezine rehine olarak gönderiyordu.

Balkan seferi sonunda (442) Tuna boyundaki kaleler Hun idaresine geçti. daha geri hatlardaki kaleler yıktırıldı. Balkanlarda Hun’lara karşı durabilecek direnme yuvaları böylece ortadan kalktı.

2.BALKAN SEFERİ VE ANATOLİOS BARIŞI
Attila Batı Asya ve Orta Avrupa’ya sahip olunca ona karşı koyabilecek hiçbir kuvvet kalmamıştı. Bunun psikolojik bir belirtisi de mitolojide ki Savaş Tanrısı Ares’in uzun zamandır kayıp olan kılıcının bir Hun çobanı tarafından bulunarak Attila’ya getirilmesiydi. O devir inanışına göre, Ares’in kılıcına sahip olan kişinin yeryüzüne hükmedeceği kanısıydı.

Bizans bir kez daha sözünde durmamış ve hem vergiyi vermemekte direniyor hem de kaçakları geri vermekten kaçınıyordu. Nihayet Bizans’a karşı ikinci defa sefere çıkılmasına karar verildi. (447) Hun ordusu Tuna’yı birkaç koldan geçerek ilerlemeye başladı. Attila Sofya, Flipe, Preslav, Lüleburgaz şehirlerini zapt edip Büyük Çekmece’ye kadar ulaştı. Bu sırada İmp. Theodosios, bir elçiyi süratle Attila’ya gönderi. Hun imp. barış yapmayı kabul etti ve şartları yazdırdı. (Anatolios Barışı 447)

1-Bizans Tuna’nın güneyinde kalan ve Tuna’ya beş günlük mesafede asker bulundurmayacak.
2-Buralardaki pazar yerine,artık bir Hun şehri olan Niş’te pazar kurulacak.
3-Bizans savaş tazminatı olarak 6.000 libre altın ödeyecek.
4-Bizans’ın ödediği yıllık vergi üç katına, yani 2.100 libre altına çıkacak.

2072
0
0
Yorum Yaz