ÜNİTE I BİR KAHRAMAN DOĞUYOR - M. Kemal 1881’de Selanik’te doğdu
ÜNİTE I BİR KAHRAMAN DOĞUYOR
- M. Kemal 1881’de Selanik’te doğdu. Annesi Zübeyde Hanım, Babası Ali Rıza Efendidir.
- Okuduğu okullar: 1- Mahalle Mektebi 2- Şemsi Efendi İlkokulu 3- Selanik Askeri Rüştiyesi
4- Manastır Askeri İdadisi 5- İstanbul Harp Okulu 6-Harp Akademisi
- 1905 yılında Harp Akademisinden “Kurmay yüzbaşı” olarak mezun oldu. İlk olarak Şam’da görev yaptı. (5. Ordu’da).
- 1906 yılında “Vatan ve Hürriyet” örgütünü kurdu. Daha sonra bu örgüt İttihat ve Terakki ile birleşti. M. Kemal İttihat ve Terakki Cemiyetinin çalışmalarını beğenmeyince örgütten ayrıldı.
- 13 Nisan 1909’da çıkan 31 Mart Ayaklanmasını bastıran orduda kurmay subay olarak görev aldı.
- 1911’de Trablusgarp’ta halkı harekete geçirmeye giden subaylar arasındaydı.
- 27 Kasım1911’de binbaşılığa terfi etti.1914’te yarbaylığa 1916’da generalliğe terfi etti.
- I. Dünya Savaşında Çanakkale, Kafkasya ve Suriye Cephelerinde savaştı.
** Atatürk’ün Fikir Hayatı: Dönemin aydınları olan Ziya Gökalp, Namık Kemal gibi kişilerden ve Fransız akımından etkilendi.Bunlara kendi fikirlerini de katarak “Atatürkçü Düşünce Sistemi” dediğimiz kendi fikirlerini oluşturdu.
M. Kemal’in Kurtuluş Savaşı Öncesi görev Yaptığı Yerler:
1- 31 Mart Vakasını bastıran Hareket Ordusunda Kurmay subaylık yaptı.
2- Trablusgarp Savaşı
3- Balkan Savaşlarında Gelibolu’da görev aldı. Bu görevi Çanakkale Savaşında bölgeyi tanıyarak başarılı olmasını sağladı.
4- Çanakkale Savaşı ( Askeri dehası ortaya çıktı. Anafartalar Kahramanı unvanı aldı)
5- Kafkasya ve Suriye Cephelerinde görev yaptı.
Atatürk’ün Çeşitli Özellikleri Ve Yönleri:
Vatanseverliği: Ulusu için her şeyi yapmasıdır. “Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere canımı vereceğim.” Sözü buna örnektir.
İdealistliği: Hedeflerine ulaşmak için yılmadan çalışmaktır. Hedeflerinden vazgeçmemektir. M. Kemal’in en büyük hedefi milletine yararlı olmaktı. Bunu: “Hizmet edenler namus vazifelerini ifa etmiş olmaktan başka bir şey yapmamışlardır.” diyerek belirtmiştir.
İleri Görüşlülüğü: Geleceği doğru tahmin etmektir. İstanbul’da İtilaf donanmalarını görünce : “ Geldikleri gibi giderler.” buna örnektir.
Çok Cepheliliği (Yönlülüğü): değişik alanlarda bilgili ve etkili olmasıdır. M. Kemal iyi bir asker olduğu gibi iyi yönetici ve hukuk adamıdır.
Mantıklılığı: Yaptığı işlerde mantık kurallarına uymasıdır. Büyük ve gereksiz hayallere kapılmamaktır.
Gurura ve Ümitsizliğe Yer Vermemesi: Yaptıkları işlerle gururlanmaz. Kurtuluş Savaşını kazandığında “Savaşı Türk Milleti kazanmıştır.” demiştir. Zor durumlarda asla ümitsizliğe kapılmamıştır.
Hakikati Arama Gücü: Gerçekleri araştırmasıdır.
Yaratıcı Zihniyeti: Yeni fikirler ortaya koyabilmesidir.
Devrimcidir: Yeni oluşumlar sağlayabilmesi.
Barışçı Olması.
Akıl Ve Bilime Önem Vermesi: Atatürk akıl ve bilime her zaman öncelik vermiştir. “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” demiştir.
Sabırlı ve Kararlıdır:
Açık sözlüdür:
Sanatseverdir:
Disiplinlidir:
Mustafa Kemal Atatürk’ün Eserleri :
Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere bıraktığı en büyük eser Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bunun yanında yazılı eserleri de vardır. Bunlar :
1- Nutuk ( 1919-1927 yılları arasındaki olayları anlattığı eseridir )
2- Vatandaş İçin Medeni Bilgiler
3- Geometri kitabı
ÜNİTE II MİLLİ UYANIŞ: YURDUMUZUN İŞGALİNE TEPKİLER
BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI (1914 -1918 ):
I. Dünya Savaşı öncesi dünyada çıkar çatışmaları ve sanayileşme ile beraber bir yarış ve sömürge yarışı başlamıştı. Buda zamanla ülkeler arasında gerginliğe yol açtı. Ve dünyada büyük bir savaş kaçınılmaz olmuştu.
Ülkeler iki ana gruba ayrılmıştı. Bunlar :
İtilaf (Anlaşma) Devletleri: İngiltere, Fransa ve Rusya (Sonradan; İtalya, ABD, Japonya, Romanya, Yunanistan)
İttifak (Bağlaşma) Devletleri: Almanya, Avusturya- Macaristan İmp. Ve İtalya (Sonradan; Osmanlı ve Bulgaristan)
** İtalya Savaş başlamadan önce İttifak grubunda İtilaf grubuna geçmiştir.
I. Dünya Savaşının Nedenleri:
1- Sanayileşmeye bağlı sömürge yarışı 2- Sömürgeciliğe bağlı Ham madde ve Pazar yarışı
3- Çıkar çatışmaları ( Mesela Almanya Fransa arasında Alses Loren Bölgesi sorunu)
4- Bloklaşma (Gruplaşma)
5- Milliyetçilik, özgürlük gibi düşünce akımlarının etkisi
Savaşın Başlatan olay: Savaşın başlaması an meselesi idi. Savaşın başlamasına Saray Bosna gezisine çıkan Avusturya – Macaristan İmparatorluğu Veliaht’ının bir Sırplı tarafından öldürülmesi üzerine I. Dünya Savaşı başladı.
* Savaş yukarıda saydığımız nedenlerle başlaması bekleniyordu. Veliahttın öldürülmesi sadece savaşın bahanesidir. Bu nedenle buna görünen sebep denir.
Savaşın Gelişimi:
Sırplılara, Avusturya – Macaristan imparatorluğu savaş ilan etti. Sırplıları destekleyen İngiltere ve Fransa’da Savaşa girdi. Daha sonra Almanya’da savaşa girmesi ile dünya savaşı başladı. İlk başlarda İttifak Grubu başarılı iken ABD’nin savaşa girmesi ile İtilaf Grubu savaşı kazandı.
OSMANLI DEVLETİNİN SAVAŞ GİRMESİ:
Savaş başladığında Osmanlı tarafsızlığını ilan etti. İtilaf Devletleri Osmanlının tarafsız kalmasını istiyordu. Almanya ise Osmanlıyı yanında savaşa istiyordu. Yönetimi elinde bulunduran İttihat ve Terakki Cemiyetini yönetenler Almanya yanında savaşa girilirse başarılı olacağına inanıyorlardı ( Başta Enver Paşa).
Almanlarla gizli bir antlaşma yapıldı. İki Alman gemisi İngilizlerden kaçarak Osmanlıya sığındı. İngiltere gemileri isteyince gemilerin satın alındığı söylendi. Goben ve Breslav adlı iki Alman gemisine Yavuz ve Midilli adı verilerek Türk bayrağı çekildi. Bu gemiler Karadeniz’de Rus limanlarını bombaladılar. Rusya’nın Osmanlıya savaş ilan etmesi ile Osmanlı I. Dünya Savaşına girmiş oldu.
** Osmanlını savaşa girme amacı; kaybettiği toprakları geri almak ve eski gücüne kavuşmaktı.
** Almanya’nın Osmanlıyı Yanında İstemesinin Sebepleri: 1- Cephelerini genişletmek 2- İngiliz ve Fransızların Sömürge yollarını kesmek 3- Osmanlıdaki Halifelik gücünden yararlanarak Türkleri ve Müslümanları yanında savaşa katmak.
Osmanlının Savaştığı Cepheler: Osmanlının savaştığı cepheleri üçe ayırabiliriz. Bunlar:
1- Saldırı (Taarruz ) Cepheleri: Kafkasya ve Kanal Cepheleri
2- Savunma Cepheleri: Çanakkale, Irak, Suriye ve Filistin, Hicaz, Yemen cepheleridir.
3- Yardım cepheleri: Galiçya ve Makedonya cepheleridir.
1- Çanakkale cephesi: İtilaf Devletleri açtı. Açılma amacı; Rusya’ya yardım götürmek, Boğazları ve İstanbul’u alarak Osmanlıyı savaş dışı bırakmaktı.
18 Mart 1915’te Çanakkale Boğazı önünde savaşlar başladı. İtilaf donanmaları boğazları geçemeyince Gelibolu Yarımadasına asker çıkardı. (Anzaklar: Yeni Zelanda ve Avustralya askerleri) M. Kemal burada başarılı savaşlar çıkardı.
M. Kemal burada: “Size ben taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve başka komutanlar gelebilir.” diyordu.
Yapılan savaşlar sonunda İtilaf askerleri çekilmek zorunda kaldı. Bu savaşta yaklaşık beş yüz bin asker şehit olmuştur.
** Savaşın kazanılması I. Dünya Savaşının uzamansa sebep oldu.
** M. Kemal’e başarılarından dolayı “Anafartalar Kahramanı” unvanı aldı.
** Tek başarı sağlanan cephedir.
2- Kafkasya Cephesi : Rusların egemenliğindeki Türklerle birleşmek için açıldı. Yalnız Enver Paşanın yanlış politikası yüzünden Sarıkamış’ta binlerce asker açlıktan, hastalıktan ve soğuktan savaşmadan öldü. Ruslar Muş, Bingöl, Van,Erzurum, Erzincan çevresini ele geçirdi.
Çanakkale Cephesinden buraya gelen M. Kemal Muş , Bitlis gibi yerleri geri aldı. Bu sırada Rusya içinde Bolşevik Devrimi olunca Rusya Brest Litowsk Antlaşmasını imzalayarak I. dünya savaşından çekildi (1917).
3 - Kanal Cephesi: Almanların isteği ile Osmanlı Devleti İngilizlerin sömürge yolunu kesmek için açtı. Burada yapılan savaşları İtilaf devletleri kazandı. Osmanlı geri çekildi.
4- Irak Cephesi: İngilizler Kanal Cephesinden sonra Rusya’ya Kafkasya üzerinden yardım etmek ve Irak petrollerini ele geçirmek için bu cepheyi açtı. İlk başta Osmanlı başarılı sonuçlar alsa da daha sonra geri çekilmek zorunda kaldı.
Tehcir Kanunu: Birinci Dünya Savaşında Ermenilerin Anadolu’dan Suriye ve Irak’ın kuzeyine göç ettirilmesini sağlayan göç kanunudur. Yalnız günümüzde Ermeniler bu dönemde 1,5 milyon Ermeni’yi öldürdünüz diyerek haksız soykırım iddialarında bulunuyor. Bizim arşivlerimizi incelemek için herkese açtık gelin sizde arşivlerinizi açın soykırım iddiaları olmadığını tartışalım diyoruz yaklaşmıyorlar. İddiaların amacı Türkiye’nin dünya kamuoyunda itibarını sarsmak ve daha bazı topraklarımızda hak idia etmeleridir.
Mondros Ateşkes Antlaşması (30 Ekim 1918):
Osmanlının savaş sonunda imzaladığı ateşkes antlaşmasıdır. Bu antlaşma ile Osmanlının Ordusu dağıtıldı, silahlarına el konuldu, ulaşım ve haberleşme araçlarına el konuldu.İstanbul kontrol altına alındı. Fakat en önemli iki maddesi vardı. Bunlar:
7. Madde: İtilaf Devletlerinin güvenliklerini tehdit edecek bir durum ortaya çıkarsa; İtilaf devletleri herhangi bir stratejik noktayı işgal edebilecek.
Amacı: Osmanlının her yerini işgale açık hale getirerek Osmanlıyı parçalamak.
24. Madde: Şark-ı Vilayet (Sivas, Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Harput) illerinde bir sorun çıkarsa buralar işgal edilebilecek.
Amacı: Burada bir Ermeni devleti kurmak.
*** Mondros Ateşkes Antlaşması olmasına rağmen şartları çok ağırdır.
*** Osmanlı ile barış antlaşması olarak Sevr Antlaşması imzalanacak (10 Ağustos 1920) ancak TBMM antlaşmayı kabul etmediği için yürürlüğe girmedi.
*** Mondros’tan sonra Anadolu’nun işgali üzerine Türk Halkı M. Kemal önderliğinde Kurtuluş Savaşını başlatmıştır.
Wilson Prensipleri (İlkeleri):
ABD’nin I. Dünya Savaşına girerken yayınladığı ilkelerdir. 14 maddeden oluşur. Wilson İlkelerine göre yenen devletler yenilen devletlerden toprak almayacak, dünya barışını sağlamak için cemiyet kurulacak gibi maddeleri vardı. 12. maddesi Osmanlı ile ilgili olup kısaca şöyledir: Osmanlının toprak bütünlüğü korunacak ve Osmanlıda bir bölgede hangi ulus çoğunlukta ise onun devleti kurulabilecek, Türklerin çoğunlukta olduğu yerler Türklerde kalacaktı.
** Yunanistan bu maddeye dayanarak İzmir çevresinde Rum çok diyerek buraları isteyecektir.
Paris Barış Konferansı (18 Ocak 1919):
Barış antlaşmalarının koşulları görüşülmek üzere toplandı. Ancak daha çok Osmanlının nasıl paylaşılacağı sorun oldu. Ege çevresi İtalya’ya verilmişken Yunanistan İzmir çevresini istedi. İngiltere ve Fransa burayı güçsüz Yunanistan’a bırakma kararı verdi. Buda İtalya’yı küstürdü. Bu nedenle Anadolu işgalinde İtalya sessiz kaldı. İtalyanların olduğu yerlerde savaşlar daha az oldu.
Osmanlının Paylaşımı:
İtalya’ya: Güneybatı Akdeniz (Antalya, Isparta dolayları)
Fransa’ya: Urfa,Maraş,Antep,Suriye ve Lübnan, Boğazlar
İngiltere’ye : Irak, Filistin ve Boğazlar bırakılmıştır.
Yunanlılar : İzmir, Aydın çevresi (Batı Ege)
İzmir’in İşgali (15 Mayıs 1919):
Yunanlılar Paris Barış Konferansına dayanarak İngiliz ve Fransızların desteği ile 15 Mayıs 1919’da İzmir’e asker çıkararak işgale başladı. ** Böylece Anadolu’da işgale başlayan ilk devlet Yunanlılar oldu.
- Halk işgalden önce işgalin engellenmesi için gösteriler yaptı. Padişahtan yardım istedi. Ancak hiçbir yardım gelmedi. Ve işgallere karşı direnilmemesi istendi.
- Yunanlılar İzmir’deki Rumların coşkulu karşılaması ile İzmir’e girdi. Gazeteci Hasan Tahsin Yunanlılara ilk kurşunu sıkan kişi oldu .
- Yunanlılar silah bırakmış askerlerimizi kışlada kurşuna dizerek İzmir ve çevresini işgale başladılar.
CEMİYETLER:
Yurdumuzun işgali üzerine Anadolu’nu çeşitli yerlerinde çeşitli cemiyetler kuruldu. Cemiyetler Zaralı ve yaralı olamak üzere iki kısma ayrılabilir. Zaralı cemiyetlerde kendi içinde azınlıkların kurduğu ve milli varlığa düşman cemiyetler diye ikiye ayırabiliriz.
A) Zararlı Cemiyetler:
a) Azınlıkların Kurdukları Cemiyetler:
1- Mavri Mira: Rumlar tarafından kuruldu. İstanbul Patrikhanesi yönetir. İzmir ve Doğu Trakya’yı Yunanistana katmak istemektedir.
2- Etnik-Eterya Cemiyeti: Rumlar tarafından Yunanistan sınırlarını genişletmek için kuruldu.
3- Pontus Rum Cemiyeti: Doğu Karadeniz’de eski Rum Pontus Devletini tekrar canlandırmak için Rumlar tarafından kuruldu.
4- Ermeni Taşnak –Hınçak Cemiyeti: Ermeniler tarafından Doğu Anadolu’da bir Ermeni Devleti kurmak amacıyla faaliyet göstermiştir.
5- Makabbi ve Alyans (Musevi) cemiyetleri de Yahudiler tarafından kurulan cemiyetlerdir.
*** Azınlık cemiyetlerinin ortak amacı Osmanlıyı parçalayarak kendi devletlerini kurmak istemeleridir.
b)Milli Varlığa Düşman Cemiyetler: Osmanlını kendi içinde doğmuş fakat Kurtuluş Savaşına karşı oldukları için düşman cemiyet olarak adlandırılmıştır.
1- Kürt Teali Cemiyeti: Doğu illerinde bir Kürt Devleti kurmak için faaliyette bulundu.(İstanbul’da kuruldu.)
2- Teali İslam Cemiyeti: Saltanat ve Hilafeti desteklemiş ve İstanbul’da kurulmuştur.
3- İngiliz Muhipleri Cemiyeti: İngiliz himayesinde yaşamayı isteyenler kurmuştur.
4- Sulh ve Selamet-i Osmaniye Fırkası: Saltanat ve Hilafeti desteklemiştir.
5- Wilson Prensipleri Cemiyeti: Amerika egemenliğini(Mandasını) istemiştir.
6- Hürriyet ve İtilaf Fırkası: Kurtuluş Savaşını engellemek için çalışmalar yapmıştır. Önceden İttihat ve Terakki Cemiyetine karşı kurulmuştu.
** Milli Varlığa düşman cemiyetler hilafete bağlı kalmakla ve de yabancı devletlerin korumasına girerek kurtuluşu amaçlıyordu.
B) Yararlı Cemiyetler ( Milli Cemiyetler) :
1- Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti: Doğu Anadolu’nun Ermenilere verilmesini önlemek için kuruldu.
2- Trakya Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti: Trakya’nın Yunan işgaline uğramasını engellemek için Edirne’de kuruldu.
3- Trabzon Muhafaza-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti: Doğu Karadeniz ve çevresinin Rumlara verilmesini ve Rum Pontus Devletinin kurulmasına engel olmak için kuruldu.
4- Kilikyalılar Cemiyeti: Adana ve çevresinin Ermenilere verilmesini önlemek için kurulmuştur.
5- İzmir Müdafaa-i Hukuk –i Osmaniye Cemiyeti: İzmir ve çevresinin Yunanlılara verilmesini önlemek için kurulmuştur.
6- Redd-i İlhak Cemiyeti: Buda İzmir ve çevresini korumak için kuruldu.
7- Milli Kongre Cemiyeti: İstanbul’da kurulan bu cemiyet Türklere karşı yapılan haksızlıkları basın ve yayın yolu ile dünyaya duyurmaya çalışmışlardır.
8- Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti: Anadolu’nun işgalini protesto etmek için Sivas’ta kuruldu.
** Yararlı Cemiyetler vatanın kurtuluşu için kurulmuş ancak daha çok kendi bölgelerini korumaya yöneliktir. Daha sonra M. Kemal bu cemiyetleri Sivas Kongresinde birleştirerek kurtuluşu tüm ulus düzeyinde genişletecektir. ** Önce basın yayın yoluyla kurtuluş çareleri aramışlar etkili olmayınca silahlı direniş birlikleri (Kuva-yi Milliye Birlikleri) kurdular.
İşgaller Karşısında Padişahın Tutumu:
Mondros’tan sonra Anadolu işgal edilmeye başlamıştı. Bu durum karşısında padişah işgallere ses çıkarmama tutumuna girdi.
Böylece işgalci kuvvetlerinin tepkisini fazla çekmeyerek Osmanlının devamını sağlamaya çalışıyordu. Kısaca Osmanlının kaderini işgalci kuvvetlerinin insafına bırakmıştı.
İşgaller Karşısında M. Kemal’in Tutumu:
İşgallerden sonra M. Kemal İstanbul’a gelmiştir. Yurdumuz işgale başlayınca İstanbul’da çözüm yolları aramış. Padişah ve komutanları silahlı mücadele için uyarmaya çalıştı. Anca aradığı desteği bulamayınca kurtuluşu Anadolu’da gördü. Bunun için Anadolu’ya geçmesi gerekliydi.
Aradığı fırsatı sonunda buldu. Padişah Samsun çevresindeki ayaklanmaları incelemesi için ordu müfettişi olarak Samsun’a gönderme kararı aldı. Böylece M. Kemal İstanbul’dan da uzaklaştırılmış olacaktı.
** Kuva-yi Milli’ye: Vatanı kurtarmak için halk tarafından kurulan küçük birliklere verilen addır.
- Kuva-yı Milliye’nin özelikleri: Düzenli bir ordu niteliğine sahip değildi. Eli silâh tutan herkesin katıldığı küçük silâhlı gruplardı. Her türlü ihtiyaçlarını halk karşılıyordu. -Başlarına buyruk hareket ediyorlardı. - Ortak düşünce, vatan topraklarını savunmak ve Türk Milleti'ni onuruyla yaşatmaktı. -Sadece kendi bölgelerini korumaya yönelik kuruldular. M. Kemal düzenli orduyu kurana kadar ülkeyi savundular.
Mustafa kemal’in Samsun’a Çıkışı (19 Mayıs 1919):
Mondros Ateşkes Antlaşmasından sonra Pontusçu Rumlar Samsun ve Trabzon çevresinde Türkler'e saldırmaya başladılar.
- Türkler'in kendilerini savunmalarını ise İngilizler, güvenliği bozma olarak değerlendirip, Osmanlı Hükümetinden, bu karışıklığın önlenmesini istediler. Maksatları bu bahaneyle Mondros Ateşkes Antlaşmasının 7. maddesi uyarınca buraları işgal etmekti.
Osmanlı Hükümeti, Samsun ve çevresindeki karışıklıkları önlemesi için Mustafa Kemal'i 9. Ordu Müfettişliğine atadı (30 Nisan 1919). Böylece hem Mustafa Kemal İstanbul'dan uzaklaştırılmış hem de Samsun ve çevresindeki karışıklıklar önlenmiş olacaktı.
Mustafa Kemal, İzmir'in işgalinden bir gün sonra 16 Mayıs 1919 da İstanbul'dan ayrıldı. 19 Mayıs 1919 da Samsun'a ulaştı. Millî kurtuluş mücadelesinin, milletin gücü ile başarılabileceği inancıyla ve "Ya İstiklâl, ya ölüm" parolasıyla çalışmalarına başladı.
- ** Havza Genelgesini yayımlayarak, henüz dağıtılmamış ordu birliklerinden, ordunun dağıtılmamasını ve silâhların teslim edilmemesini duyurdu. Mitingler yapılarak işgallerin kınanmasını istedi.
- Millî şuuru uyandırarak, millî bir teşkilât kurmayı, İşgaller karşısında alevlenen millî heyecanı vatanın her tarafına yaymayı düşünüyordu.
Amasya Genelgesi (22 Haziran 1919): -Kendi bölgelerini, itilâf devletlerinin işgallerinden korumaya çalışan cemiyetleri bir çatı altında toplamak gerekiyordu. Bunu gerçekleştirmek için milletin içinden doğan millî bir kurula ihtiyaç vardı.
Mustafa Kemal, millî bir kurul oluşturmak düşüncesini, Havza Genelgesiyle komutan ve valilere bildirmiş ve teşkilatlanma çalışmalarını başlatmıştı.
Amasya Genelgesiyle de:Vatanın içinde bulunduğu durumu İstanbul Hükümetinin tutumunu ve bu durumdan nasıl kurtulabileceğimizi ve neler yapılması gerektiğini belirtmişti.
Maddeleri: 1- Vatanın bütünlüğü, milletin istiklâli tehlikededir. (gerekçe)
2- İstanbul Hükümeti, sorumluluğunun gereklerini yerine getirememektedir. Bu hal milletimizi yok durumuna düşürüyor.
3- Milletin İstiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. ( Amaç ve yöntem)
4- Milletin durumunu ve davranışını göz önünde tutmak, haklarını dile getirip bütün dünyaya duyurmak için her türlü etki ve denetimden kurtulmuş millî bir kurulun varlığı gereklidir.
5- Anadolu'nun her yönden en güvenli yeri olan Sivas'ta millî bir kongrenin toplanması kararlaştırılmıştır.
6- Bunun için illerin her sancağından halkın güvenini kazanmış üç delegenin hemen yola çıkarılması gerekmektedir.
7-Her ihtimale karşı durum gizli tutulmalıdır.
Amasya Genelgesi’nin Önemi :
* İlk defa kurtuluş savaşının mücadele safhası başlamıştır.
* İlk defa kurtuluş savaşının gerekçesi , yöntemi ve amacı belirtilmiştir.
* İlk defa milli bir kurulun oluşturulmasından bahsedilmiştir.
* İlk defa İstanbul hükümetinin görevini yerine getiremediğinden bahsedilmiştir.
* Sivas Kongrelerinin toplanmasına karar verilmiştir.
NOT :M.Kemal Amasya Genelgesi’nden sonra 8 Temmuz 1919’da padişaha yolladığı bir telgrafla resmi göreviyle birlikte askerlik görevinden de istifa ettiğini açıklamıştır.
Erzurum Kongresi ( 23 Temmuz- 7 Ağustos 1919): Mondros Ateşkes Antlaşmasına göre, Doğu Anadolu'daki Sivas, Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Harput illerinde bir karışıklık çıkarsa, buralar işgal edilebilecekti. Amaç Doğu Anadolu'da Ermeniler'e yurt sağlamaktı.
Doğu Anadolu Halkı buna meydan vermemek ve haklarını savunabilmek için Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyetini kurdu. Bu cemiyet, alınması gerekli tedbirleri görüşmek üzere Erzurum Kongresini topladı. Mustafa Kemal de kongreye katıldı ve kongre başkanlığına seçildi.
Maddeleri: 1. Millî sınırlar içinde vatan bir bütündür, parçalanamaz.
2. Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı, Osmanlı Hükümetinin dağılması halinde millet, hep birlikte direniş ve savunmaya geçecektir.
3. Vatanın ve İstiklâlin korunmasına Osmanlı Hükümetinin gücü yetmediği takdirde, amacı gerçekleştirmek için geçici bir hükümet kurulacaktır. Bu hükümetin üyeleri millî kongre tarafından seçilecektir. Kongre toplanmamışsa bu seçimi Temsil Heyeti yapacaktır.
4. Kuva-yi Milliyeyi âmil ve millî iradeyi hakim kılmak esastır.
5. Azınlıklara siyasî hâkimiyetimizi ve sosyal dengemizi bozucu haklar verilemez.
6. Manda ve himaye kabul edilemez.
7. Mebuslar Meclisinin derhal toplanmasını ve hükümet işlerinin meclis denetiminde yürütülmesini sağlamak için çalışılacaktır.
Erzurum Kongresinin Önemi: ** Erzurum kongresi bölgesel olarak toplanmış fakat aldığı kararlar ulusal bir kongredir.
* Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin girişimleriyle bölgedeki Ermeni tehlikesine karşı toplanmıştır.
*İlk defa milli sınırlardan bahsedilmiş. Vatanın asla parçalamaz olduğu belirtildi.(Misak-ı Milli’de aynen yer aldı.)
* İlk defa yeni hükümet kurulmasından bahsedilmiş ve ilk defa 9 kişilik Temsil Heyeti seçilmiştir.
* İlk defa manda ve himaye reddedilmiştir.
* Milli Meclisin derhal toplanması ve hükümetin meclisin denetimine girmesi kararlaştırıldı.(Mebusan Meclisi)
Sivas Kongresi (4 – 11 Eylül 1919):
ÜNİTE-1 BİR KAHRAMAN DOĞUYOR Konu Başlığı:
ÜNİTE-1
BİR KAHRAMAN DOĞUYOR
Konu Başlığı:
BATIYA ERKEN AÇILAN KENT SELANİK
(20.yy başlarına kadar Selanik hakkında)
KAZANIM
*Atatürk’ün çocukluk dönemini ve bu dönemde içinde bulunduğu toplumun sosyal ve kültürel yapısını analiz eder
Verilen bilgiler
*Selanik, dönemin önemli liman ve ticaret şehirleri(Manastır, Üsküp, Belgrat, İstanbul vb.) ile bağlantısı olan- Rumeli’de yer alan - Rum, Sırp Bulgar, Ermeni, Yahudi gibi milletlerin bir arada yaşadığı bir şehirdi.
*19.yyla kadar devam eden huzur ve istikrar ortamı Fransız İhtilali’nin ortaya çıkardığı milliyetçilik akımının etkisiyle çatışma ortamına sürüklenmiştir.
*Bu çatışma ortamından ve devleti parçalanmaktan kurtarmak amacıyla Osmanlı aydınları bazı çareler aramış bunun sonucunda yeni düşünce akımları ortaya çıkmıştır. Bunlar;
-Osmanlıcılık: Bu fikir akımına göre Osmanlı Devleti içindeki tüm milletler bir ‘’Osmanlılık’’ duygusu ile Osmanlı milleti haline getirilmelidir.Böylece devlet içindeki değişik milletlerin ayaklanmaları önlenmiş olacaktır.
-İslamcılık: Bu akıma göre ,devletin parçalanmasını engellemek için müslüman milletler Osmanlı halifesinin liderliğinde tek bir çatı altında birleşmelidir.
-Türkçülük: Osmanlı Devleti içinde yaşayan Türkleri milli bir duygu ile bilinçlendirmeyi
amaçlamıştır. Balkan Savaşlarından sonra Osmanlıcılık akımının zayıflaması ile Osmanlı yönetimine hakim olan düşünce akımıdır.
-Batıcılık: Osmanlı Devleti’nin kurtuluşunun tek yolunun batıya ayak uydurmaktan geçtiğini savunan fikir akımıdır.
**Bu fikir akımlarının hiçbiri Osmanlı Devleti’nin parçalanmasını engelleyememiştir.
MUSTAFA’ DA ÇOCUKTU
(M.Kemal’in çocukluk yıları hakkında)
*M.Kemal 1881 yılında Selanik’in Koca Kasım Mahallesi Islahane Caddesi’ndeki evinde dünyaya geldi.
*Annesi Zübeyde Hanım Konya’dan Rumeli’ye göç eden bir ailenin kızıdır. Babası Ali Rıza Efendi Aydın’nın Söke tarafından gelmiş, mesleği gümrük memurluğu olan iyi eğitimli biri idi.
* Zübeyde Hanım ve Ali Rıza Efendi’nin evliliklerinden altı çocuk dünyaya gelmiş Mustafa ve Makbule dışında Fatma, Ahmet, Ömer,ve Naciye küçük yaşlarda ölmüşlerdir
Konu Başlığı:
M.KEMAL OKULDA
(M.Kemal’in öğrenim hayatı hakkında)
KAZANIM
*Atatürk’ün öğrenim hayatı ile ilgili olay ve olguları kavrar
Verilen bilgiler
*Mahalle Mektebi: Mustafa, önce annesinin isteğiyle mahalle mektebine gitti.
*Şemsi Efendi İlkokulu: Mahalle mektebinde modern eğitim uygulanmadığından Şemsi Efendi İlkokuluna başladı. Şemsi Efendi İlkokuluna devam ederken babasını kaybetti. Bunun üzerine kısa bir süre öğrenimine ara vermek zorunda kaldı.
Babasının ölümüyle aile zor durumda kaldı. Zübeyde Hanım, oğlu Mustafa ve kızı Makbule ile birlikte Selanik yakınlarında çiftlik işleten kardeşinin yanına gitti.
*Selanik Mülkiye Rüştiyesi: Mustafa'nın öğrenim görmemesi annesini çok üzüyordu. Bu nedenle Zübeyde Hanım oğlunu öğrenimine devam etmesi için tekrar Selanik'e gönderdi. Mustafa, Selanik'te Mülkiye Rüştiyesine (sivil ortaokul) yazıldı (1892).
*Selanik Askeri Rüştiyesi: Mustafa Kemal'in arzusu asker olmaktı. Askerî okul sınavına girdi ve başarılı oldu. Selanik Askerî Rüştiyesine (Selanik Askerî Ortaokulu) kaydoldu.
Mustafa bu okulda, zekâsı ve üstün yetenekleriyle öğretmenlerinin sevgisini kazandı.
Doğduğunda kendisine "Mustafa" adı verilmişti. "Kemal" adını ise bu okuldaki matematik öğretmeninden almıştır.
*Manastır Askerî İdadisi: Mustafa Kemal, Selanik Askerî Rüştiyesini bitirince Manastır Askerî İdadisine yazıldı (1895).
Manastır kenti ve girdiği bu okul Mustafa Kemal'in ülke sorunları, vatan ve millet sevgisi, milliyetçilik, bağımsızlık, özgürlük gibi düşüncelerinin gelişmesinde önemli rol oynamıştır
*Harp Okulu: Mustafa Kemal, Manastır Askerî İdadisini bitirdik ten sonra İstanbul'a gelerek Harp Okulunun piyade sınıfına girdi (1899).
*Harp Akademisi: Harp Okulundan sonra öğrenimine İstanbul Harp Akademisi, kurmay sınıfında devam etti. (1902). Derslerinin yanı sıra, ülkenin içinde bulunduğu siyası durum ve sorunları ile yakından ilgilendi.
Mustafa Kemal, Harp Akademisini kurmay yüzbaşı olarak bitirdi (11 Ocak 1905). Böylece orduda görev almaya hazır bir kurmay subay oldu.
Konu Başlığı:
CEPHEDEN CEPHEYE MUSTAFA KEMAL
(Kurtuluş Savaşı’na–1919- kadar M.Kemal’in askeri başarıları hakkında)
KAZANIMLAR
*Atatürk’ün askerlik hayatı ile ilgili olay ve olguları kavrar.
*Örnek olaylardan yola çıkarak Atatürk’ün çeşitli cephelerdeki başarılarıyla askeri yeteneklerini ilişkilendirir.
Verilen bilgiler
*Şam’a atanması(1905): İlk görev yeri olarak Şam’a 5. Ordu emrindeki 30. Süvari Alayına atandı.. Burada subaylara askeri bilgiler verecek ve bölgedeki asayişi sağlayacaktı.
Suriye'de bulunduğu sırada yakın arkadaşlarıyla Vatan ve Hürriyet Derneğini kurdu (Ekim 1906).
1907'de kolağası olarak Şam 5. Ordu Komutanlığında, oradan da aynı yıl içerisinde Manastır 3. Ordu Komutanlığında görevlendirildi.
*31 Mart Olayı (1909): İstanbul'da meşrutiyet karşıtlarının çıkardığı 31 Mart Ayaklanmasını bastırmak ve düzeni sağlamak amacıyla hazırlanan Hareket Ordusu’nda kurmay yüzbaşı olarak Mahmut Şevket Paşa ile birlikte görev yaptı.
*Trablusgarp Savaşı (1911): İtalya'nın Trablusgarp'a saldırması üzerine kaçak yollarla Mısır üzerinden Trablusgarp'a gitti. Mustafa Kemal, Enver Paşa Derne ve Tobruk'ta İtalyanlara karşı başarılı savunma savaşları yaptı. Bu başarılarından dolayı Mustafa Kemal binbaşılığa terfi ettirildi.
Balkan Savaşlarının başlamasıyla Trablusgarp'tan ayrılmak zorunda kaldı.1912 yılında İtalyanlarla Uşi Antlaşması yapıldı. Bu analaşmaya göre:
-K.Afrikadaki son toprak parçası Trablusgarp ve Bingazi İtalyanlara verildi.
-Oniki ada geçici olarak İtalyanlara bırakıldı.
*Sofya Askeri Ataşeliğine Atanması: Mustafa Kemal 1913 yılında Sofya Askeri Ataşeliği’ne atandı. Mart 1914'te yarbaylığa yükseldi.
*Çanakkale Savaşı (1915): Mustafa Kemal'in askeri yönden tanınmasını sağlayan, I. Dünya Savaşı'nda Çanakkale Cephesindeki savaşlar olmuştur.
Mustafa Kemal Çanakkale Cephesi'nde üstün bir askerlik yeteneği sergileyerek önemli savunmalar yaptı. Mustafa Kemal ve emrindeki tümen, Anafartalar ve Arıburnu'nda düşmanı ağır bir yenilgiye uğrattı.
*Kafkasya Cephesi(1916): M.Kemal Çanakkale’deki başarılarının ardından Ruslara karşı mücadele verilen Kafkasya cephesinde 16. Kolordu komutanı olarak görevini sürdürdü. Burada Ruslar karşısında dağınık halde olan birlikleri bir araya getirerek Rusların elinden Muş ve Bitlisi geri almayı başardı.
*Suriye Cephesi(1917): 7. ordu komutanlığına atandı. Alman komutan ile düştüğü anlaşmazlık sebebiyle istifa etmiş İstanbul’a dönmüştür.1918 yılında 7.ordunun da bağlı olduğu Yıldırım Orduları Grubuna komutan olarak atanmış, burada Arap ve İngiliz kuvvetlerini durdurmayı başarmıştır.
Konu Başlığı:
DÖRT ŞEHİR VE MUSTAFA KEMAL
(M.Kemal’in Fikir Hayatının oluşumunda etkili olan Selanik, Manastır, Sofya ve İstanbul hakkında)
KAZANIM
*Atatürk’ün fikir hayatın oluşumuna ve gelişimine etki eden Selanik, Manastır, Sofya ve İstanbul şehirlerindeki ortamın rolünü fark eder.
Verilen bilgiler
SELANİK
* M.Kemal Selanik siyasi, ekonomik ve kültürel açıdan çevre ülkelerden çok fazla etkilenen bir bölge idi.
* Büyük devletlerin yayılma ve nüfuz alanlarının en çok etkilediği Selanik şehri aynı zamanda Balkan milletlerinin Osmanlı'ya karşı ayaklanmalarına da merkezlik yapmıştır.
*M.Kemal 1907 askeri görevle geldiği Selanik’te burada faaliyet halinde bulunana İttihat ve Terakki Cemiyetine katıldı. İttihat ve Terakki Cemiyetinin çalışmaları sonucunda II.Meşrutiyet ilan edildi.(1908)
*Bir müddet sonra M.Kemal ordunun siyasetten ayrılması gerektiğini düşündüğünden ve İttihat ve Terakki ile olan fikir uyuşmazlıkları sebebiyle cemiyetten ayrıldı.
MANASTIR
* Bugün Bitola adıyla bilinen Manastır Mustafa Kemal'in fikir hayatının oluşmasında büyük etkiye sahiptir.
* Mustafa Kemal Askeri idadide öğrenim görmek üzere geldiği Manastır’da vatan ve hürriyet şairi Namık Kemal, Türkçülüğü savunan Mehmet Emin Yurdakul ile tanıştı.
*M.Kemal’in tarih bilincinin gelişmesinde öğretmeni Mehmet Tevfik Bey’in rolü büyüktür.
*Burada bazı Fransız düşünürlerinin eserleriyle tanıştı.
* 1897 Türk-Yunan Savaşı-savaşta başarılı olunmasına rağmen barış masasında istenilenin alınamaması-M.Kemal’i derinden etkiledi.
İSTANBUL
*M. Kemal’in başkente ilk gelişi eğitim amaçlıdır. Daha sonraki yıllarda görevi gereği burada ikamet etmiştir.
* M.Kemal, İstanbul devletin başkenti olduğu için devletin içinde meydana gelen her türlü gelişmeyi, ayrıca Avrupa’daki gelişmeleri de yakından takip edebilmiştir.
SOFYA
*Mustafa Kemal, 27 Ekim 1913'te Sofya Askeri Ateşeliği'ne atanmıştır. Bir yıldan fazla süren bu görevi sırasında Atatürk, Balkanların ekonomik, politik ve sosyal ortamında bütün azınlıkları, dış güçleri, bunların emellerini ve çeşitli dinleri tanımış; bu büyük karışıklık ortamında kendini yetiştirmişti.
ATATÜRK'ün eserleri
* Tâbiye Meselesinin Halli ve Emirlerin Sureti Tahririne Dair Nesayih
* Takımın Muharebe Talimi
(Almanca'dan çeviri - 1908)
* Cumalı Ordugâhı - Süvari: Bölük, Alay, Liva Talim ve Manevraları (1909)
* Tâbiye ve Tatbikat Seyahati (1911)
* Bölüğün Muharebe Talimi
(Almanca'dan çeviri - 1912)
* Zabit ve Kumandan ile Hasbihal (1918)
* Nutuk (1927)
* Vatandaş İçin Medeni Bilgiler (1930)
* Geometri (1937)
Atatürk'ün ayrıca, 1915-1918 yılları arasında Anafartalar, Doğu Cephesi ve Karlsbad'daki hatıralarını yazdığı günlükleri de bulunmaktadır.
* NUTUK
- Atatürk’ün kendi kaleminden çıkan bu eser, yine Atatürk tarafından, Cumhuriyet Halk Fırkası’nın 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında Ankara’da toplanan İkinci Kurultayı’nda 36,5 saat süren ve altı günde okunan tarihi bir hitabeye dayandığı için Nutuk adını almıştır. Nutuk, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşundan Cumhuriyetin ilanına kadar uzanan başarılı bir tarihi akışın hikayesidir.
Nutuk ilk defa 1927 yılında, biri asıl metin, diğeri belgeler olmak üzere Arap harfleriyle iki cilt olarak yayınlanmıştır. Harf inkılabından sonra, 1934 yılında, Milli Eğitim Bakanlığınca üç cilt olarak yeniden basılmıştır.
Önemli Not: Öğrenci çalışma kitabının 16. sayfasındaki etkinliğin 3.sorusunun problemli olduğu düşünülmektedir.
Soru: Mustafa Kemal'in arkadaşlarıyla birlikte el yazısıyla bir dergi çıkardıkları okul,şehir,yıl hangisidir?
Sorunun Cevabı:
Okul: Mekteb-i Harbiye (Kara Harp Okulu)
Şehir: İstanbul
Yıl:1902
Adı: Bilinmemektedir.
Bu dergi (gazete) Mustafa Kemal Harp Akademisi'ne geçtiğinde de bir kaç sayı çıkmıştır.
T.C İnkılâp Tarihi Ve Atatürkçülük–8
MEB Yayınları
ÜNİTE 2-MİLLİ UYANIŞ OSMANLI HANGİ CEPHEDE? 19. yılın
ÜNİTE 2-MİLLİ UYANIŞ
OSMANLI HANGİ CEPHEDE?
19. yılın başlarından itibaren Avrupa devletleri arasında çıkar çatışmaları sebebiyle bloklaşmalar yaşanmaya başlandı. Bunlar;
Üçlü İttifak: 1882 yılında Almanya, Avusturya Macaristan ve İtalya’nın bir araya gelerek Fransa, Rusya ve İngiltere tehlikesine karşı oluşturdukları bloktur.
Üçlü İtilaf: 1907 yılında İngiltere, Fransa ve Rusya’nın Üçlü İttifak devletlerine karşı oluşturdukları birliktir.
I.Dünya Savaşı’nın Sebepleri
1-Fransa'nın 19. yüzyılda Almanya'ya yenilerek kaybettiği Alsas Loren bölgesini geri almak istemesi
2-Fransız ihtilali sonucunda ortaya çıkan milliyetçilik akımı
3-Sanayi İnkılabı sonucunda ortaya çıkan hammadde ve Pazar ihtiyacı arayışından kaynaklanan devletler arasındaki rekabet (özellikle İngiltere-Almanya arasında)
4-Rusya’nın balkanlarda uyguladığı panislavist politika (Balkanlardaki çekişme)
5-Ülkeler arasında meydana gelen bloklaşmalar (Üçlü itilaf-üçlü ittifak)
6-Avusturya Macaristan veliahtının Sırplar tarafından öldürülmesi
Avusturya Macaristan veliahtının Sırplar tarafından öldürülmesi üzerine Avusturya Macaristan Sırbıstan’a savaş ilan etti. (1914) Bunun üzerine Rusya Sırbıstan’ın yanında yer aldı. Avusturya Macaristan’ı destekleyen Almanya, Rusya ve diğer müttefikleri İngiltere ve Fransa’ya savaş ilan etti.
Birinci Dünya Savaşı’na katılan devletler ve bu devletlerin Osmanlı Devleti ile ilgili planları
ABD:
*Bağımsızlığını geç bir zamanda (1783) kazanmış bir devlet olmasına karşın verimli tarım arazileri, ham madde bolluğu ve her türlü dış tehlikelerden uzak olmaları sonucu hızlı geliştiler.
* Dünya siyasetinde söz sahibi olmak için Dünya’nın her tarafıyla ekonomik ilişki kurdular. Osmanlı Devleti’nde de kurdukları okul, hastane, matbaa gibi kurumlar aracılığı ile kısa sürede nüfuz sahibi oldular.
AVUSTURYA-MACARİSTAN
*Osmanlı Devleti’nin balkanlardan tamamen çıkarılmasını ve kendilerinin bu bölgeye hakim olmasını istiyorlardı.
*Devletin çok uluslu olmasından dolayı Fransız İhtilali ile yayılan milliyetçilik akımı sonucunda imparatorluğun bütünlüğü tehlike altına girdi.
* Rusların desteklediği Sırplarla mücadele edebilmek için Almanya gibi güçlü bir devletin desteğine ihtiyaç duydular.
FRANSA
*Osmanlı devleti ile geçmişte her bakımdan ilişkileri mevcuttu. (Siyasi, ticari dini)
*Fransız İhtilali ile yayılan özgürlük adalet ve milliyetçilik düşünceleri sonucu Osmanlı Devleti bu durumdan son derece olumsuz etkilenmiş ve zor duruma düşmüştür.
*Sanayileşmesi ile birlikte yeni sömürgeler elde etmek isteyen Fransa Osmanlı Devleti’nin topraklarına göz dikmiştir. Ermeni ve başka milletleri kullanarak Osmanlıya baskı yapmışlardır.
RUSYA
*Öteden beri Rusya’nın en büyük amacı, boğazları ele geçirerek sıcak denizlere inmek ve İstanbul merkezli büyük bir slav devleti kurmaktı.
*Bu amaçlarını gerçekleştirmek için akraba oldukları Osmanlı himayesindeki Slav halkı ve Ortodoksları Osmanlıya karşı kışkırtmışlardır.
ALMANYA
*1871 gibi geç bir dönemde siyasi birliklerini oluşturdular. Ana hedefleri İngiliz ve Fransızların ulaşamadığı zengin topraklara yayılmaktı.
*Ayrıca Osmanlı Devleti’ni kullanarak Ortadoğu balkanlarda etkin olma istiyorlardı.
*Osmanlı Devletinde okul demir yolu vb yatırımlar yaparak, Osmanlıya ihtiyacı olduğu askeri uzmanlar göndererek Osmanlı ile dostane ilişkiler kurdular. Amaçları Osmanlı Devletini kendi taraflarına çekip rakipleri İngiltere Fransa ve Rusya’yı zor durumda bırakmaktı
İNGİLTERE
*İlk buhar gücünü bulup sanayi inkılabını gerçekleştirmişler ,gelişmiş gemiler yaparak okyanus ötesinde sömürgeler elde etmişlerdir..Dünya ticaretini ele geçirmişlerdir.
*Uzun yıllar çıkarları gereği Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünden yanaydı ve Osmanlı yı korudu. Çünkü Osmanlı Devleti İngiltere’nin ham madde kaynağı ve ürettiği malları satabileceği bir pazar konumundaydı.
*Osmanlı Devleti’nin himayesinde olan Orta doğu petrol yatakları İngiltere için çok önemli bir yer arz ediyordu
*.Daha sonra 19. yy’lın sonlarından itibaren çıkarları gereği bu politikalarından vazgeçtiler. Bağımsızlık hareketlerini destekleyerek Arapları Osmanlıya karşı ayaklandırdılar.
İTALYA
*Birliğini geç tamamladı (1871).Diğer devletlerle rekabet edebilmek için sömürge arayışı içine girdi.
*Güçsüz Osmanlı devleti elinde olan ayrıca kendisine yakın olan Kuzey Afrika Trablusgarp‘a göz dikmiş, başarılı olamamasına karşın bu sırada Balkan Savaşları’nın çıkması üzerine yapılan Uşi Antlaşması ile Trablusgarp’ı ele geçirdi. Bu savaştaki tecrübeleri Osmanlı Devlet’inden hala toprak alabilmek için büyük devletlerin desteğine ihtiyaçları olduğunu gösterdi.
NOT: Başlangıçta İttifak devletleri tarafında yer alan İtalya kendisine Batı Anadolu topraklarının vaad edilmesi üzerine İtilaf grubuna geçti.
Savaş devam ederken farklı tarihlerde Romanya, Yunanistan, Brezilya, Portekiz, Amerika Birleşik Devletleri de itilaf gurubuna katıldı..Osmanlı Devleti ve Bulgaristan ise ittifak grubunda savaşa katıldı.
Osmanlı Devleti‘nin Birinci Dünya Savaşı’na girmesi
Savaş başladığında Osmanlı tarafsızlığını ilan etti. İtilaf Devletleri Osmanlının tarafsız kalmasını istiyordu. Almanya ise Osmanlının kendi yanında savaşa katılmasını istiyordu.
Almanya’nın Osmanlıyı yanında istemesinin sebepleri:
1-Cephelerini genişletmek suretiyle yükünü hafifletmek
2-İngiliz ve Fransızların Sömürge yollarını kesmek
3-Osmanlıdaki Halifelik gücünden yararlanarak Türkleri ve Müslümanları yanında savaşa katmaktı.
Yönetimi elinde bulunduran İttihat ve Terakki Cemiyetini yönetenler Almanya’nın savaşı kazanacağına kesin gözüyle bakıyorlardı. Almanya’nın yanında savaşa girilirse kaybedilen topraklar geri alınabilecekti.
Almanlarla gizli bir antlaşma yapıldı. Bu sırada Goben ve Breslav adındaki iki Alman gemisi İngilizlerden kaçarak Osmanlıya sığındı. İngiltere gemileri isteyince gemilerin satın alındığı Osmanlı Devleti tarafından açıklandı. Goben ve Breslav adlı iki Alman gemisine Yavuz ve Midilli adı verilerek Türk bayrağı çekildi. Bu gemiler, Karadeniz’de Rus limanlarını bombaladılar. Rusya’nın Osmanlıya savaş ilan etmesi ile Osmanlı I. Dünya Savaşına girmiş oldu.(1914)
Osmanlı Devleti‘nin Birinci Dünya Savaşı’nda Savaştığı Cepheler
11 Kasım 1914’te resmen savaşa katılan Osmanlı Devleti bir çok cephede savaşmak zorunda kaldı.
Kendi Toprakları üzerindeki Cepheler: Kafkas Cephesi, Çanakkale Cephesi, Sina-Filistin-Suriye Cephesi, Irak Cephesi
Kendi Toprakları Dışındaki Cepheler: Galiçya, Romanya ve Makedonya Cephesi
-Kafkas Cephesi
* Rusların egemenliğindeki Türklerle birleşmek için açıldı.
*Enver Paşa’nın komutasındaki Türk Ordusu Sarıkamış’ta binlerce askerini açlıktan, hastalıktan ve soğuktan daha Ruslarla savaşamadan kaybetti. Ruslar Muş, Bingöl, Van, Erzurum, Erzincan çevresini ele geçirdi.
*Çanakkale Cephesi’nden buraya gelen M. Kemal Muş, Bitlis gibi yerleri geri aldı.
*Bu sırada Rusya içinde Bolşevik İhtilali olunca Rusya Brest Litowsk Antlaşmasını imzalayarak I. Dünya Savaşından çekildi (1917). Berlin antlaşması ile aldığı Kars, Ardahan ve Batum’u geri verdi.
-Çanakkale Cephesi
*İtilaf Devletleri’nin bu cepheyi açmalarının sebebi Rusya’ya yardım götürmek, Boğazları ve İstanbul’u alarak Osmanlıyı savaş dışı bırakmaktı.
*18 Mart 1915’te Çanakkale Boğazı önünde savaşlar başladı. İtilaf donanmaları boğazları geçemeyince Gelibolu Yarımadasına asker çıkardı. (Anzaklar: Yeni Zelanda ve Avustralya askerleri) M. Kemal komutasındaki Türk ordusu başarılı oldu.
Önemi: 1-Savaşın kazanılması I. Dünya Savaşının uzamasına sebep oldu.
2-Osmanlı Devletinin galip geldiği tek cephedir.
Rusya’da Bolşevik İhtilali çıkmış, Sovyet Rusya kurulmuştur.
3-M. Kemal’in bu savaşlarda gösterdiği başarılar onun kurtuluş savaşında lider olmasını sağlamıştır.
- Sina-Filistin-Suriye Cephesi
*Süveyş Kanalına yönelik olarak Almanların isteği ile Osmanlı Devleti tarafından, İngilizlerin sömürge yolunu kesmek için açılan bu cephede yeterli desteğin alınamaması sonucu başarılı olunamadı. Osmanlı geri çekilmek zorunda kaldı. Sina Yarımadasını ele geçiren İngilizler, Suriye’ye dayandılarsa da Türk kuvvetlerinin başarılı savunması ile durduruldu..
İran-Irak Cephesi
*İngilizler ce Irak petrollerini ele geçirmek için açıldı. Osmanlı Devleti Kutülemare’de başarılı sonuçlar alsa da daha sonra geri çekilmek zorunda kaldı.
Zorunlu Göç
*Ermeniler, 1876 tarihine kadar Osmanlı Devletine bağlılıklarını en uzun süre koruyan gayrimüslim toplum olma özelliğini taşıyordu.
*19.yydan itibaren başta Rusya ve İngiltere’nin kışkırtmaları ile isyana teşvik edilen Ermeniler,1890’lı yıllardan itibaren örgütlenerek isyanlar çıkarmışlar, yaşadıkları bölgelerde Türk halkını katletmeye başlamışlar, I.Dünya Savaşında Kafkas Cephesinde Ruslarla birlikte Türk ordusuna karşı savaşmışlardır.
* Tehcir Kanununun çıkarılması: Ermenilerin bölge halkına zarar verici bu faaliyetleri son olarak ta Van ‘da çıkan isyan üzerine 27 Mayıs 1915 te
Sevk ve İskân Kanunun-Tehcir Kanunu- çıkarıldı.
*Bu kanun gereğince ordu ve bölge halkının güvenliği için bazı Ermeniler, ülkenin güvenli bölgeleri olan Suriye ve Irak’ın kuzey vilayetlerine geçici olarak göç ettirilmiştir.
*Osmanlı Devleti tehcir sırasında Ermenilerin zarar görmemesi için Ermenilerin iaşe ve güvenliğinin sağlanması, yerleşmeleri için kredi verilmesi gibi çok büyük harcamaları içeren önemli tedbirler almışsa da bazı Ermeniler, salgın hastalılar yada hırsızlık saldırıları sonucu hayatlarını kaybetmişlerdir. Ancak Osmanlı Devleti göç sırasında ihmali görülen yetkilileri cezalandırmayı ihmal etmemiştir.
Verilen bilgiler
I.Dünya Savaşı’nda başlangıçta ittifak devletlerinin üstünlüğü varken çok taze bir güç olan ABD’nin savaşa girişi, savaşın gidişatını İtilaf devletlerinin lehine çevirdi.
Osmanlı Devleti savaşın başlarında pek yenilgi almamasına karşın savaşların uzamasıyla insan ve malzeme yetersizliği nedeniyle zor durumda kaldı. Bir diğer müttefik Bulgaristan’ın savaştan çekilmesiyle birlikte Osmanlının Avusturya Macaristan ile bağlantısı kesildi. Bu kötü gidişat sebebiyle dönemin hükümeti İttihat ve Terakki Partisi hükümetten çekildi. Savaşın itilaf devletlerinin lehine sonuçlandı
Wilson İlkeleri(8 Ocak 1918): ABD Cumhurbaşkanı Woodrow Wilson, I.Dünya Savaşı sonrasında yapılacak barışın esaslarını yayınladığı on dört ilke ile burada açıklamış, İtilaf devletleri de ABD’yi yanlarında tutmak istediklerinden dolayı bu ilkeleri kabul ettiklerini bildirmişlerdir. Özetle ulusların kendi kaderlerini kendilerinin tayin etmesi gerektiğini devletlerarası anlaşmazlıkların çözülmesi için Milletler Cemiyeti’nin kurulmasını gerektiğini öngörmüştür.
*Barış konferansında barış şartları düzenlenirken Wilson ilkelerine çok az önem verilecektir
Ateşkes (Mütareke):Barış imzalanıncaya kadar silahların terki anlamına gelen, savaş durumuna geçici olarak son veren bir anlaşmadır.Kesin durum barış anlaşmasının imzalanması ve hükümetler tarafından onaylanması ile belli olur ve anlaşma maddeleri yürürlüğe girer.Ancak İtilaf Devletleri barış anlaşması imzalanmasını beklemeden ateşkesten hemen sonra Anadolu’yu işgale başlayacaklardır..
Mondros Ateşkes Antlaşması (30 Ekim 1918)
İttihat ve Terakki’nin hükümetten çekilmesinden sonra yeni kurulan hükümet çaresizlik içinde antlaşmayı kabul etmek zorunda kaldı.
30 Ekim 1918’de Limni Adası’nın Mondros Limanı’nda bir İngiliz savaş gemisinde İtilaf Devletleri adına İngiltere ile Mondros Ateşkes Antlaşması imzalanmıştır.
25 Maddeden Oluşan Ateşkesin Önemli Maddeleri:
*Boğazlar İtilaf Devletleri’nin işgaline girecek.
*Osmanlı ordusu terhis edilecek.
*Osmanlı donanması İtilaf Devletleri’nin gözetiminde olacak.
*Osmanlı’nın haberleşme araç-gereçleri İtilaf Devletleri’nin denetimine bırakılacak.
*Toros Tünelleri İtilaf Devletleri tarafından işgal edilecek.
*İtilaf Devletleri güvenliklerini tehdit edecek bir durumun doğması halinde herhangi bir stratejik noktayı işgal edebilecek(işgallere olanak sağlayan 7.madde).
*Doğu Anadolu’daki 6 ilde (Sivas, Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır ve Harput) karışıklık çıkarsa İtilaf Devletleri bu illerin herhangi bir kısmını işgal edebilecek (24. madde, Doğu Anadolu’da Ermeni devleti kurma amaçlarının göstergesi).
Antlaşmanın Sonuçları:
*Ateşkes koşulları kayıtsız şartsız teslimiyeti öngörüyordu ( Bu da Osmanlı Devleti’nin fiilen sona erdiğini gösterir.).
*Ateşkes imzalandıktan sonra ilk işgaller başlamıştır:
-İngilizler à Musul, Urfa, Antep, Maraş, Merzifon, Batum
-Fransızlar à Adana, Dörtyol, Mersin, Toros tünelleri, Afyon
-İtalyanlar à Antalya, Konya, Fethiye, Bodrum, Marmaris, Burdur
-İtilaf Devletleri Donanmaları à Boğazlar
Paris Barış Konferansı ( 18 Ocak 1919) Toplanma Nedeni: İtilaf Devletleri, kaybeden devletlerle yapacakları antlaşmaların koşullarını saptamak üzere Paris’te bir toplantı yapmaya karar verdiler.
Konferansa hakim olan devletler; İngiltere, ABD, Fransa, Japonya ve İtalya’dır.
Sonuçları:
*Sömürgeciliğin yerini ilk kez “manda” fikri aldı.
*Osmanlı Devleti dışındaki devletlerle yapılacak barış antlaşmalarının şartları belirlendi.
*Milletler Cemiyeti ( Cemiyet-i Akvam ) kuruldu.
*Ermeni sorunu ilk kez uluslar arası bir konferansta görüşüldü.
Konferansta, görüşmelerden sonra barış şartları belirlenmiş ve yenilen devletlerle şu antlaşmalar yapılmıştır:
Almanya à Versay Antlaşması (28 Haziran 1918 )
Avusturya à Saint German Ant. ( 10 Eylül 1919 )
Bulgaristan à Nöyyi Ant. ( 27 Kasım 1919 )
Macaristan à Trianon Ant. ( 4 Haziran 1920 )
Osmanlı Devleti à Sevr Ant. ( 10 Ağustos 1920 )
I.DÜNYA SAVAŞI’NIN SONUÇLARI:
1-İmpararatorluklar yıkılarak yerlerine milli devletler kuruldu.
2-Litvanya, Çekoslovakya, Polonya, Yugoslavya, Macaristan ve Avusturya bağımsız birer devlet olarak ortaya çıktı.
3-Cemiyet-i Akvam (Milletler Cemiyeti) kuruldu.
4-Yenilen devletlerde rejim değişiklikleri meydana gelmiştir.
5-I. Dünya Savaşından en karlı İngiltere ve Fransa çıkmıştır.
6-I. Dünya Savaşı’nın sonunda yenilen devletlere imzalatılan ağır antlaşmalar, II. Dünya Savaşı’nın çıkmasına neden olmuştur.
İzmir’in İşgali (15 Mayıs 1919 )
*Paris Barış Konferansı’nda alınan bir karar gereğince daha önce İtalya’ya vaad edilen Batı Anadolu toprakları, İngiltere’nin burada güçlü bir İtalya istememesinden dolayı daha zayıf olan Yunanlılara verilecekti. Bunun üzerine Yunanlılar 15 Mayıs 1919 da İzmir’i işgal etti.
CEMİYETLER
1-ZARARLI CEMİYETLER
A. Azınlıklar Tarafından Kurulan Zararlı Cemiyetler
Mavri Mira Cemiyeti:
*İstanbul Fener-Rum Patrikhanesine bağlı olarak kurulmuştur. Amacı, Bizans İmparatorluğunu yeniden canlandırmaktır ( Megali İdea ).Çeteler kurarak Yunan hükümeti lehine Propaganda faaliyetlerinde bulunmuştur.
Pontus Rum Cemiyeti:
*Fener Rum Patrikhanesine bağlı olarak çalışmıştır. Batum’dan Sinop’a kadar olan Karadeniz kıyılarında bir Rum devleti kurmayı amaçlamıştır.
Hınçak- Taşnak Cemiyeti:
*Doğu Anadolu’da bağımsız bir Ermeni Devleti kurmayı amaçlamıştır. Faaliyet gösterdiği bölgede silahlı çeteler kurarak yurdun güvenliğini bozmaya çalışmıştır.
*Etnik-i Eterya Cemiyeti:
Rumların kurduğu cemiyettir. Yunanistan’ın bağımsızlığına kavuşmasını sağlamıştır. Türkleri en çok uğraştıran cemiyettir.
B.Bazı Türk ve Müslümanların Kurdukları Zararlı Cemiyetler
Kürt Teali Cemiyeti:
1919’da İstanbul’da kurulan bu cemiyetin amacı, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da sınırları tam olarak saptanmamış İngiliz mandası altında ayrı bir devlet kurmaktı.
Hürriyet ve İtilaf Cemiyeti:
1911 yılında İttihat ve Terakki Cemiyetine karşı kuruldu. Anadolu halkını Milli Mücadele’ye karşı kışkırtan bir cemiyettir
İngiliz Muhipler Cemiyeti:
İstanbul’da 1919 yılında halifenin etrafında bütünleşerek bir İngiliz mandası sağlamak amacıyla kurulmuşlardır.
İslam Teali Cemiyeti:
İstanbul medreselerinin bazı müderrisleri tarafından kuruldu. İngilizlerin desteğini alan bu cemiyet Saltanat ve Hilafeti koruyucu bir yol izledi. Anadolu’da başlayacak milli harekete cephe aldı. Halkın dini duygularını kullanarak amacına ulaşmaya çalıştı
Sulh ve Selameti Osmaniye Cemiyeti:
Vatanın kurtuluşunun padişah ve halifenin emirlerine bağlı kalmakla mümkün olabileceğini savunmuştur.
2-YARARLI CEMİYETLER
Anadolu Kadınları Müdafa-i Vatan Cemiyeti
1919 yılında Sivas’ta kurulan bu cemiyet memleketin bağımsızlık ve bütünlüğünü savunmak ve Anadolu’nun birliği için çalışmak gayesiyle mitingler düzenledi.
Trakya Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti:
1918 yılında Mondros Ateşkesi’nden sonra kurulan ilk cemiyetlerdendir. Trakya’nın Yunanistan’a verilmesi tehlikesi karşısında kurulmuştur.
İzmir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti:
1918 yılında kurulmuş olan bu cemiyet, İzmir’in düşman işgaline girmesini engellemeyi amaçlamıştır.
Kuva-yı Milliye hareketinin oluşmasında etkili olmuştur. Kuva-yı Milliye birliklerine silah ve cephane sağlamıştır. İzmir’in işgali üzerine Reddi İlhak adını almış ancak etkinliğini kaybetmiştir
Vilayet-i Şarkıye Müdafa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti (Doğu Anadolu Müdafa-i Hukuk):
Aralık 1918 de İstanbul’da kuruldu. Çıkardıkları Fransızca
Trabzon Muhafaza-i Hukuk-i Milliye Cemiyeti:
Şubat 1919 ‘daTrabzon ve çevresini Rum ve Ermenilere karşı korumak için Trabzon’da kurulmuştur.
Kilikyalılar Cemiyeti:
Aralık1918’de Fransız ve Ermenilerin Adana ve çevresine yönelik emellerine tepki olarak, o emelleri engellemek için İstanbul’da kurulmuştur.
Milli Kongre Cemiyeti:
Kasım 1918’de İstanbul’da 70 kadar cemiyetten ikişer temsilcinin katılması ile cemiyetler üstü bir teşkilat olarak kuruldu. Amacı dünyada Türkler hakkında yapılan haksız ve yalan propagandalara yayın yoluyla cevap vermekti.
Milli Cemiyetlerin Özellikleri
*Milli cemiyetler faaliyet gösterdikleri bölgeleri kurtarma amacında idiler.
*İşgalcileri yurttan tamamen temizlemek için yeterli değildi.
*Bulundukları bölgelerin düşman işgaline uğramasını engellemişlerdir.
*Tüm bu cemiyetler Sivas Kongresi’nde ulusal bütünlüğün sağlanması amacıyla birleştirilmiş, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adını almıştır
KUVA-İ MİLLİYE: Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasından sonra başlayan düşman işgaline karşı, İstanbul hükümetinin sessiz kalması üzerine, halkın vatanını korumak üzere işgalci güçlere başlattığı silahlı direniş hareketine verilen addır. Osmanlı Devleti’ne bağlı olmayan bu kuvvetler Türk milletine dayanan ve onun adına faaliyet gösteren bir direniş hareketidir.
KUVA-İ MİLLİYE’NİN YARARLARI
1-İhtiyaçları halk tarafından karşılanırdı
2-Milli birliğin uyanmasını sağlamıştır
3-Düşmanı yıpratmış ve ilerlemesini yavaşlatmıştır
4-Düzenli ordu kurulana kadar Türk milletinin teşkilatlanması için zaman kazandırmıştır
KUVA-İ MİLLİYE’NİN ZARARLARI
1-Düşmanın ilerleyişinin tam olarak durduramamıştır
2-Disiplinsiz birlikler olup bazı yörelerde kanunsuz işler yapmışlardır
3-Bu tür davranışlar halkın tepkisine ve ayaklanmasına neden olmuştur
ÜNİTE 3-YA İSTİKLAL YA ÖLÜM HAVZA GENELGESİ’NİN ÖNEMİ (29 MAYI
ÜNİTE 3-YA İSTİKLAL YA ÖLÜM
HAVZA GENELGESİ’NİN ÖNEMİ
(29 MAYIS 1919)
M. Kemal Havza’ya gelince askeri ve sivil mülki amirlere gönderdiği bildirilerle, işgallerin protesto yapılmasını, mitingler düzenlenmesini, ülkemizin içinde bulunduğu durumun millete anlatılmasını, İstanbul hükümetine protesto telgraflarının çekilmesini istemiştir.
AMASYA GENELGESİ VE ÖNEMİ
(22HAZİRAN 1919)
· İlk defa kurtuluş savaşının mücadele safhası başlamıştır.
· İlk defa kurtuluş savaşının gerekçesi, yöntemi ve amacı belirtilmiştir.
· İlk defa millet egemenliğine dayanan yönetimden bahsedilmiştir.
· İlk defa milli bir kurulun oluşturulmasından bahsedilmiştir.
· İlk defa İstanbul hükümetinin görevini yerine getiremediğinden bahsedilmiştir.
· İlk defa Erzurum ve Sivas Kongrelerinin toplanmasına karar verilmiştir.
NOT: M. Kemal Amasya Genelgesi’nden sonra 8 Temmuz 1919’da padişaha yolladığı bir telgrafla resmi göreviyle birlikte askerlik görevinden de istifa ettiğini açıklamıştır.
ERZURUM KONGRESİ’NİN ÖNEMİ
(23 TEMMUZ - 7AĞUSTOS 1919)
· Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin girişimleriyle bölgedeki Ermeni tehlikesine karşı toplanmıştır.
· Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür asla parçalamaz olduğu belirtildi.(Misak-ı Milli’de aynen yer aldı.)
· İlk defa hükümet kurulmasından bahsedilmiş ve ilk defa 9 kişilik Temsil Heyeti seçilmiştir.
· İlk defa manda ve himaye reddedilmiştir.
· Milli Meclisin derhal toplanması ve hükümetin meclisin denetimine girmesi kararlaştırıldı. (Mebusan Meclisi)
· Erzurum kongresi bölgesel olarak toplanmış fakat aldığı kararlar tüm yurdu ilgilendirdiği için milli bir kongredir.
SİVAS KONGRESİ’NİN ÖNEMİ (4-11 EYLÜL 1919)
· Ülke genelindeki milli cemiyetler “ Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adıyla birleştirildi.
· Manda ve himaye fikri kesin olarak reddedildi.
· İrade-i Milliye adıyla bir gazete çıkarıldı.
· Temsil heyeti 16 kişiye çıkarılmıştır.
· Her yönüyle ulusal bir kongredir.
AMASYA GÖRÜŞMELERİNİN ÖNEMİ
(20-22EKİM 1919)
· Osmanlı Hükümetinden Bahriye Nazırı Salih Paşa ile M. Kemal arasında görüşmeler olmuştur.
· Görüşmelerde alınan kararlardan sadece Osmanlı Mebusan Meclisi’nin açılmasıyla ilgili madde Osmanlı hükümeti tarafından kabul edilmiştir.
· İstanbul Hükümeti, Temsil Heyetiyle görüşmek üzere bir temsilcisini Amasya’ya göndermekle Temsil Heyetini hukuki olarak tanımıştır.
MİSAK-I MİLLİ’NİN İLANI (28 OCAK 1920)
Amasya Görüşmeleri’nde alınan kararla yurdun her tarafında seçimler yapılarak Mebuslar Meclisinin açılmasına zemin hazırlanmıştır. Meclisin İstanbul’da açılmasına karar verilince M. Kemal İstanbul’a gitmemiştir. Fakat onun düşüncelerini temsil eden Felah-ı vatan adıyla bir grup kurulmuştur. Bu grup hazırladığı Misak-ı Milli’yi Son Osmanlı Mebusan Meclisine kabul ettirmiştir.(28 Ocak 1920)
Alınan Kararlar:
* Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandığında Türk askerlerinin elinde bulunan topraklar bir bütündür, parçalanamaz.
* Arap topraklarının, Batı Trakya’nın ve Kars, Ardahan ve Batum’un geleceği halk oylamasıyla belirlenecek.
* Osmanlı’nın merkezi ve Marmara Denizi’nin güvenliği sağlanırsa boğazlar dünya ticaretine açılacak.
* İçimizdeki azınlıklara komşu ülkelerdeki Müslüman halka tanınan haklardan fazlası tanınamaz.
* Tam bağımsızlığımızı ve ekonomik gelişmemizi engelleyen sınırlamalar ve kapitülasyonlar kesinlikle kabul edilemez.
* Misak-ı Milli ile Türk vatanının sınırları çizilmiştir.
Misak-ı Milli’nin ilanı İstanbul’un işgaline neden olmuştur.
İstanbul 16 Mart 1920’de itilaf devletleri tarafından resmen işgal edilmiştir. Mebusan Meclisi dağıtılmıştır. Bazı milletvekilleri Malta adasına sürgüne gönderilmiştir. Bazıları Ankara’ya kaçmıştır.
T.B.M.M’NİN AÇILMASI (23 NİSAN 1920)
· M. Kemal 19 Mart 1920’de bir genelge yayınlayarak Ankara’da olağan üstü yetkilere sahip bir meclisin açılması gerektiğini ve bunun için hemen seçimlerin yapılmasını, her sancaktan 5 kişinin seçilmesini ve bu seçilenlerin 15 gün içinde Ankara’ya gelmelerini istedi. Ayrıca İtilaf Devletleri tarafından dağıtılan Osmanlı Mebuslar Meclisi üyelerini de kaçabilirlerse gelmelerini istedi.
· Nihayet bütün hazırlıklar tamamlandıktan sonra 23 Nisan 1920’de T.B.M.M açıldı.
İLK T.B.M.M’NİN ÖZELLİKLERİ
· Güçler birliği ilkesi benimsenmiştir.(yasama, yürütme, yargı güçlerinin mecliste toplanması) Böylece çabuk ve uygulanabilir kararların alınması sağlanmıştır.(Çünkü o sırada ülkemiz işgal altında)
· Egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğu ve meclisin üstünde bir gücün olmadığı belirtilmiştir.
· Meclisin başkanı aynı zamanda hükümetinde başkanıdır.
· Padişah ve halifenin yeri meclisin alacağı kararla belli olacaktır.
İLK ANAYASA (TEŞKİLAT-I ESASİYE) (20 OCAK 1921)
· Kurtuluş savaşının devam ettiği günlerde kabul edilmiştir.
· Bu anayasa ile Türk tarihinde ilk kez egemenlik ulusa verilmiştir.
· Güçler birliği prensibi benimsenmiştir. (Yasama, yargı, yürütme meclis tarafından yapılıyor.)
· Yeni Türk Devletinin hukuki ve siyasal belgesi olmuştur.
· Anayasaya göre meclis başkanı hükümetin de başkanı olmakla “Meclis Hükümeti Sistemi” benimsenmiştir.
İLK T.B.M.M’ NE KARŞI ÇIKAN AYAKLANMALAR
Ayaklanmaların çıkmasında; Bazı çıkar sahiplerinin halkı kışkırtması, azınlıkların devlet kurmak istemesi, İstanbul hükümetinin M. Kemal aleyhinde bildiriyi Anadolu’da halka dağıtması, düzenli ordu kurulması sırasında bazı Kuva-yi Milliyecilerin orduya katılmak istememesi, M. Kemal’in idam cezasına çarptırılmış olması T.B.M.M’ ne karşı ayaklanmaların çıkmasında etkili olmuştur.
1.İstanbul Hükümeti ve İngilizler Tarafından Desteklenen Ayaklanmalar: Anzavur, Kuva-yi İnzibatiye vb.
2.Azınlıkları Çıkardığı Ayaklanmalar: Rum Pontus, Ermeni ayaklanmalarıdır.
3.Kuva-yi Milliye Taraftarlarının Çıkardığı Ayaklanmalar: Çerkez Ethem, Demirci Mehmet Efe
T.B.M.M’NİN AYAKLANMALARA KARŞI ALDIĞI TEDBİRLER
· 29 Nisan 1920’de Hıyanet-i Vataniye Kanunu çıkarıldı.
· 11 Eylül 1920’de İstiklal Mahkemeleri kurularak isyancılar sert bir şekilde cezalandırıldı.
· Damat Ferit hükümetinin Anadolu hareketi aleyhine yaptırdığı fetvalara karşı Ankara müftüsü Rıfat Börekçi fetva yayınlayarak Anadolu’daki mücadelenin haklılığı tüm yurda ilan edilmiştir.
SEVR ANTLAŞMASI (10 AĞUSTOS 1920)
· Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti yok sayılmıştır.
· İtilaf Devletleri Osmanlı Devletini paylaşmışlardır.
· İtilaf Devletleri Son Osmanlı Mebuslar Meclisini dağıttıkları için bu antlaşma meclis tarafından onaylanmadığından hiçbir hukuki geçerliliği yoktur.
· Uygulanamayan bir antlaşma olması nedeniyle 1878 Ayastefanos Antlaşmasına benzerlik gösterir.
*DOGU CEPHESİ
• Kazım Karabekir komutasındaki 15.Kolordu Ermenileri yenilgiye uğratmış, Ermenilerle 3 Aralık 1920'de Gümrü Antlaşması imzalanmıştır.
Buna göre:
- Ermeniler ele geçirdikleri yerleri boşalttı,
- Ardahan’ın bir bölümü, Artvin ve Kars TBMM'ye bırakıldı.
Önemi
• TBMM'nin uluslararası alanda kazandığı ilk askeri ve siyasi başarıdır.
• Bu barıştan sonra Ermenilerle komsu olunmuştur.
• TBMM tarafından Kurtuluş Savaşı’nda ilk açılan ve kapanan cephedir.
• TBMM içte ve dışta saygınlık kazanmıştır.
Sevr Antlaşması’ndan ilk vazgeçen Ermeniler olmuştur.
* GÜNEY CEPHESİ
- Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra işgal edilen ilk türk toprağı Musul olmuştur(İngilizler tarafından).
- Daha sonra İngilizler Adana, Urfa, Antep ve Maraş bölgelerine önce girmiş, fakat bir sure sonra buralar Fransızlara bırakılmıştı.
- Fransızlar bu bölgelerde Suriye ve Mısır’daki Ermeni silahlı kuvvetleri ile birlikte hareket etmiş, Türk halkına karşı yapılan saldırıları desteklemişti.
- Güney cephesindeki ilk silahlı direniş Fransızlara karşı Hatay Dörtyol’da başlamıştır.
Güney Cephesinde Fransız ve Ermenilere karşı
Maraş Savunması;
* 30 Ekim 1919 da Fransızların bölgeyi işgal edip Mısır ve Suriye’den getirdiği Ermenileri Türklere karşı saldırtması üzerine başlayan direniş hareketidir. Buradaki direniş hareketini ilk başlatan Sütçü İmam’dır.
Kılıç Ali, Yörük Salim ve Binbaşı Suzi Bey komutasında teşkilatlanan Kuvayi Milliye Birlikleri Şubat 1920 Fransız ve Ermenilerin geri çekilmesini sağlamışlardır.
Urfa Savunması;
30 Ekim 1919 da Fransızların burayı işgal ederek Ermenilerle birlikte halkın can ve mal güvenliğini tehdit etmesi üzerine başlayan direniş hareketidir. Ali Saip Bey önderliğinde teşkilatlanan Kuavi Milliye birlikleri Nisan 1920 de düşmanın geri çekilmesini sağlamışlardır.
Antep Savunması;
Fransızların burayı İngilizlerden devralarak Ermenilerle işbirliği yapmaları üzerine başlayan direniş hareketidir. Antep halkı ve Teğmen Şahin Bey’in başarıları üzerine şehre anacak bir yıl sonra girebilen Fransızlar, Ankara Antlaşması ile bölgeden çekileceklerdir.
Not: Güney Cephesindeki başarılı savunmasından dolayı TBMM tarafından Antep İline “Gazi” , Maraş iline “Kahraman”, Urfa iline de “Şanlı” ünvanları verilmiştir.
Not: Güney Cephesindeki başarı tamamen Kuvayi Milliye’ye aittir.
Not: Sakarya Savaşı’ndan sonra Fransızlar TBMM ile Ankara Antlaşması'nı imzalayarak Hatay ve İskenderun dışındaki bölgeleri terk etmişler böylece Güney Cephesi kapanmıştır.
DÜZENLİ ORDUNUN KURULMASI
İzmir’in işgalinden sonra Kuva-yı Milliye birlikleri Ayvalık, Bergama, Soma, Akhisar, Salihli, Nazilli ve Aydın’da Yunanlılara karşı başarılı mücadeleler vermiştir.
Kuva-yı Milliye düşmanı oylayabiliyor fakat düşmanı yurttan atacak şekilde karşı taarruza geçemiyordu. Bu durumu bilen Mustafa Kemal, düzenli ordunun kurulmasının şart olduğuna inanıyordu
22 Haziran 1920’de başlayan Yunan Taarruzu, Gediz muharebelerinde Kuva-yı Milliyenin yenilgisine sebep oldu. Kuva-yı Milliyenin komutanı olan Ali Fuat Cebesoy mağlubiyete Kuvayı Milliyenin disiplinsizlik ve düzensizliğini sebep gösterirken Kuva-yı Milliyeciler mağlubiyetin sebebi olarak Ali Fuat Cebesoy’un başarısızlığını ileri sürüyorlardı. Gediz muharebeleri, Mustafa Kemal’in düzenli ordu konusundaki düşüncelerini haklı çıkarmış ve bunun üzerine 8 Kasım 1920’de yapılan meclis toplantısı sonucunda Ali Fuat Cebesoy’un Moskova büyük elçiliğine tayin edilmesine ve düzenli ordunun kurulmasına karar verilmiştir.
Batı Cephesinde düzenli orduyu kurmakla İsmet İnönü görevlendirildi. Cephenin güneyi ise Refet Bele’nin komutasına verildi.
NOT: 27 Aralık 1920’de Kuva-yı Milliyenin, kaldırılarak düzenli orduya katılması kararlaştırıldı
Düzenli Ordunun Kurulma Sebepleri:
1-Halk ile Kuvayı Milliye birliklerinin karşı karşıya gelmeye başlaması
2-Yunan ilerleyişinin durdurulamayışı
3-Kuvayı Milliyenin merkezi otoriteden yoksun oluşu
4-Kuvayı Milliyenin bölgesel amaçlı olması
Düzenli Ordunun Özellikleri:
1-Kurtuluş savaşında sadece Yunanlılara karşı savaştı
2-TBMM’ye karşı oluşan bazı isyanları bastırdı
3-Tekalif-i Milliye Emirlerinin uygulanması sonucunda taarruz gücüne ulaştı
4-I. İnönü Muharebesi ilk savaşı ve ilk başarısıdır.
5-Eskişehir-Kütahya Muharebeleri tek başarısızlığıdır.
*I.İNÖNÜ ZAFERİ (6-10 Ocak 1921)
Çerkez Ethem Ayaklanması’ndan yararlanmak ve işgal bölgelerini genişletmek isteyen Yunanların Eskişehir’i alıp, Ankara'ya doğru yönelerek Ulusal Kurtuluş Hareketi'ni bozmak istemeleri yüzünden çıkmıştır. İsmet Bey komutasındaki Türk ordusu başarılı savunma savaşı yaparak Yunanlıların çekilmesini sağlamıştır.
Sonuçları:
1-Düzenli ordunun ilk askeri başarısıdır.
2-TBMM'ye güven artmıştır.
3-Düzenli orduya katılımlar artmıştır.
4-Çerkez Ethem isyanı da bastırılmıştır.
I. İnönü Savaşı’ndan Sonra Yaşanan Gelişmeler:
20 Ocak 1921'de TBMM yeni Türk mileti 'nin ilk anayasası olan Teşkilatı Esasiye'yi kabul etti.
23 Şubat–12 Mart 1921 tarihleri arasında Londra Konferansı düzenlendi.
12 Mart 1921 'de İstiklal Marşı kabul edildi.
16 Mart 1921 'de Sovyet Rusya ile Moskova Antlaşması imzalandı.
Afganistan ile dostluk antlaşması imzalandı (1 Mart 1921).
*LONDRA KONFERANSI (21 Şubat–12 Mart 1921)
İngiltere’nin çağrısı ile toplandı. Amacı Sevr Antlaşması'nı biraz hafifleterek Anadolu hareketine kabul ettirmekti.
TBMM Hükümeti’nin Konferansa katılma nedeni: TBMM'nin konferansa katılmadaki amacı, Misaki Milli kararlarının propagandasını yapmak, Türk ulusunun haklı davasını dünyaya duyurmak, TBMM'nin hukuksal varlığını Kanıtlamak ve itilaf Devletleri'nce yapılan;"Anadolu hükümeti barış istemiyor, savaş istiyor." propagandasını etkisiz kılmaktır.
Konferansa iki hükümetin de çağrılma nedeni: Konferansa TBMM ile İstanbul Hükümeti birlikte çağrılmıştı. Amaç İstanbul ve TBMM Hükümetleri arasındaki düşmanlıktan yararlanmak ve bundan kazançlı çıkmaktı. Konferansa, TBMM adına Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey, İstanbul Hükümeti adına Tevfik Pasa katıldı. Konferansta ilk söz Tevfik Paşa’ya verildi. O da; "Söz, milletin asıl temsilcilerine aittir." diyerek sözü
TBMM temsilcilerine bıraktı. Böylece itilaf Devletleri'nin oyununu bozmuş ve TBMM'nin işini kolaylaştırmıştır. Konferans bir sonuç alınamadan dağıldı.
TBMM adına önemi: İtilaf Devletleri bu konferansa katılan TBMM Hükümetini ilk defa resmi olarak tanımış oldular
*AFGANİSTAN İLE DOSTLUK ANLAŞMASI
(1 Mart 1921)
I.İnönü savaşından sonra Moskova’da Türk ve Afgan heyetleri arasında Türk-Afgan dostluk anlaşması imzalanmıştır. Anlaşmaya göre her iki taraftan biri saldırıya uğrayacak olursa karşılıklı olarak birbirlerine yardım edeceklerdi.
Not: TBMM’yi tanıyan ilk islam devletidir.
MAARİF KONGRESİ (15-21 Temmuz 1921)
Kütahya-Eskişehir Muharebelerinin devam ettiği sırada Ankara’da 180 kişinin katıldığı Maarif (Eğitim) Kongresi düzenlenmiştir.
Düzenlenme Amacı:
Kurtuluş Savaşı’nı kazandıktan sonra yeni Türk devletinin eğitim politikasını belirlemekti
Kongreye M. Kemal’de katılmıştır. Savaşın en şiddetli döneminde böyle bir kongrenin düzenlenmesi Atatürk’ün eğitime verdiği önemi göstermektedir. Atatürk bu kongrede yaptığı konuşmada “Milli kimliğimize zarar veren zararlı fikirlerle mücadele edilmesi” gerektiğini vurgulamıştır
ANADOLU İNSANININ BÜYÜK FEDAKÂRLIĞI
Tekalif-i Milliye Emirleri (7-8 Ağustos 1921)
Tekâlif-i Milliye Emirleri, Kurtuluş Savaşı'nın dönüm noktalarından olan Sakarya Meydan Muharebesi öncesi ordunun ihtiyacını karşılamak ve Sakarya Savaşı'na hazırlanmak için Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'nın kanunla kendisine verilen yasama yetkisini kullanarak yayınladığı "Ulusal Yükümlülük Emirleridir".
7 Ağustos 1921'de yayınlanmış olup toplamı on maddedir.
Alınan Kararlar
1-Her ilçede bir tane Tekalif-i Milliye Komisyonu kurulacak.
2-Halk, elindeki silah ve cephaneyi 3 gün içinde orduya teslim edecek.
3-Her aile bir askeri giydirecek.
4-Yiyecek ve giyecek maddelerinin % 40'ına el konacak ve bunların karşılığı daha sonra geri ödenecek.
5-Ticaret adamlarının elindeki her türlü giyim eşyasının % 40'ına el konacak ve bunların karşılığı daha sonra geri ödenecek.
6-Her türlü makineli aracın % 40'ına el konacak.
7-Halkın elindeki binek hayvanlarının ve taşıt araçlarının % 20'sine el konacak.
8-Sahipsiz bütün mallara el konacak.
9-Tüm demirci, dökümcü, nalbant, terzi ve marangoz gibi iş sahipleri ordunun emrinde çalışacak.
10-Halkın elindeki araçlar aylık
DİRİLİŞİN DESTANI SAKARYA
SAKARYA SAVAŞI (23 Ağustos1921)
Mustafa Kemal'in başkomutan olarak yönettiği ve kazandığı ilk savaştır. Mustafa Kemal Tekâlifi Milliye Emirleri (Milli Yükümlülük Emirleri) ile orduyu savaşa hazır hale getirmiştir.
Bu savaşta Mustafa Kemal orduya yeni bir plan uygulattı. Buna göre;
"Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır."
22 gün süren savaşın sonucunda Yunan ordusu yenilgiye uğratıldı.
Sonuçları:
1-Türk ordusuna duyulan güven arttı.
2-Mustafa Kemal'e başarılarından dolayı Gazilik ünvanıyla Mareşallik rütbesi verildi. Yunan ordusunun taarruz gücü kırıldı.
3- Bu savaştan sonra Yunan ordusu savunma hazırlıkları yapmaya başladı.
4-Türk ordusu savunma durumundan, saldın durumuna geçti.
5-İtalya Anadolu'dan tamamen çekildi.
6-Fransa, TBMM ile Ankara Antlaşması’nı imzalayarak Anadolu'dan çekildi.
7- İngiltere, Sevr Antlaşması’nı yumuşatarak ateşkes önerisinde bulundu.
KARS ANTLAŞMASI (13 Ekim 1921)
Sovyet Rusya'ya bağlı olan Kafkas Cumhuriyetleri (Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan) ile TBMM arasında imzalanmıştır. Bu antlaşma ile Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan Türkiye'yi tanıdı.
Doğu sınırımız kesin şeklini aldı.
ANKARA ANTLAŞMASI (20 Ekim 1921)
Güneydeki halkın direnişi, TBMM'nin İnönü ve Sakarya Zaferlerini kazanması Fransa’nın Ankara Antlaşması’nı imzalayıp Anadolu'dan çekilmesine neden olmuştur.
Bu antlaşma ile;
1-Hatay, Türkiye sınırları dışında kalmak şartıyla güney sınırı (Suriye sınırı) çizildi.
2-Güney Cephesi kapandı.
3-Fransa TBMM'yi resmen tanıyan ilk itilaf Devleti oldu
ÜNİTE 4-ÇAĞDAŞ TÜRKİYE YOLUNDA ADIMLAR SALTANATTAN MİLLİ EGEM
ÜNİTE 4-ÇAĞDAŞ TÜRKİYE YOLUNDA ADIMLAR
SALTANATTAN MİLLİ EGEMENLİĞE
*Milli Egemenlik: Egemenliğin, yani devleti kuran, yöneten en üstün gücün, kişilere veya belli zümrelere değil, doğrudan doğruya millete ait olmasına denir.
M. Kemal milli mücadelenin ilk yıllarından itibaren gerçekleştirdiği tüm faaliyetlerde milli egemenlik teması üzerinde durmuş, kongreler döneminden itibaren milli egemenlik ile ilgili bazı kararlar almıştı.
* M. Kemal’in Milli Egemenlik ile ilgili bazı uygulamaları
*Havza Genelgesi Kararı
(Millet milli hâkimiyet esasını ve Türk milliyetçiliğini esas kabul etmiştir. Bunun İçin çalışacaktır.)
*Amasya Genelgesi Kararı
(Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.)
*Erzurum Kongresi Kararı
(Kuvayi Milliyeyi tek kuvvet olarak tanımak ve milli iradeyi hakim kılmak esastır)
*TBMM meclisinin açılması
Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılması ile birlikte Türk tarihinde millet iradesine dayalı yeni bir dönem başladı
*Teşkilatı Esasiye’nin Kabulü
Bu anayasa yeni Türk devletinin dayandığı üç temel esası şöyle belirtiyordu
1-Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir
2-Yasama yürütme yetkisi milletin tek ve gerçek temsilcisi olan Büyük Millet Meclisine aittir.
3-Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi tarafından yönetilir ve hükümeti de Büyük Millet Meclisi Hükümeti adını almıştır.
Not:1921 anayasası bu maddelerle egemenliğin bir kişiye bir aileye bir zümreye değil millete ait olduğunu açık şekilde belirtmişti.
*Saltanatın Kaldırılması
Nedeni:*İtilaf Devletleri'nin Lozan Barış Görüşmeleri'ne hem TBMM'nin hem de İstanbul Hükümeti'nin davet edilerek Anadolu'da ikilik ve bir iç savaş çıkarmak istemeleri.
*Saltanatın ulusal egemenlik anlayışına ters düşmesi.
Lozan görüşmelerinde İtilaf Devletleri’nin ikilik çıkarmaya çalışması M.Kemal’e saltanatı kaldırması için bir fırsat vermiştir.
Mecliste yapılan oylama ile 1 Kasım 1922’de saltanat kaldırılmıştır. Saltanatın 16 Mart 1920’de İstanbul’un işgali ile sona erdiği kabul edilmiştir.
Bununla birlikte halifeliğin devamı uygun görülmüştür.
Önemi ve Sonuçları
**Milli egemenlik konusunda büyük bir adım atılmıştır.
* 623 yıllık Osmanlı Devleti sona ermiştir.
*TBMM, ülkenin tek temsilcisi haline gelmiştir.
*Son Osmanlı Padişahı VI. Mehmet Vahdettin, İngiltere'ye sığınarak ülkeyi terk etmiştir
(17 Kasım 1922).
*Abdülmecid Efendi halife seçilmiştir.
*Saltanatın kaldırılmasıyla laikliğe geçişin ilk aşaması gerçekleştirilmiştir.
*Demokratikleşme yolunda önemli bir adım atılmıştır.
*Cumhuriyetin ilanı için zemin hazırlanmıştır.
*Lozan Konferansı'nda İtilaf Devletleri'nin ikilik çıkarmasına engel olunmuştur.
*TBMM'nin açılışından sonra ikinci büyük inkılâp gerçekleştirilmiştir.
ZAFERİN VE BAĞIMSIZLIĞIN TESCİLİ
Lozan Antlaşması (24 Temmuz 1923)
M. Kemal görüşme için İzmir'i teklif etmiştir.
Uluslararası antlaşmalara göre barış antlaşmaları tarafsız bir ülkede yapılması gerektiğinden bu isteğini İtilaf Devletleri kabul etmemiş ve Lozan görüşme yeri olarak kararlaştırılmıştır.
Katılanlar: TBMM, İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan, Romanya, Yugoslavya ve Japonya katılmıştır.
Türk Devleti'ni temsilen İsmet Paşa gitmiştir.
Boğazlarla ilgili görüşmelere SSCB ve Bulgaristan da dahil olmuş, ABD ise gözlemci olarak katılmıştır.
Görüşmeler 20 Kasım 1922'de başlamıştır.
TBMM, iki konuda kesinlikle taviz verilmemesini istemiştir, Bunlar;
*Kapitülasyonlar *Ermeni yurdu.
4 Şubat 1923'te görüşmeler kesilmiştir. Buna neden olan anlaşmazlıklar şunlardır:
1.Boğazlar Sorunu
2.Kapitülasyonlar (en çok tartışılan konudur)
3.Musul-Kerkük
4.Osmanlı Devleti'nin Borçları
Hayim Naum Efendi'nin arabuluculuk faaliyetleri sonucu karşılıklı verilen tavizler sonucu 23 Nisan 1923'te görüşmeler tekrar başlamıştır.
24 Temmuz 1923'te Lozan Barış Antlaşması imzalanmıştır.
Lozan Barış Antlaşması'nın Maddeleri:
1-Suriye Sınırı, 20 Ekim 1921'de imzalanan Ankara Antlaşması ile belirlendiği şekilde kabul edilmiştir.
2-Irak Sınırı, Irak sınırının ileride İngiltere ve TBMM arasında yapılacak bir görüşme ile belirlenmesine karar verilmiştir.
3-Yunanistan Sınırı, Mudanya Antlaşması'nda olduğu gibi kabul edilmiş, ancak savaş tazminatı olarak Yunanistan Karaağaç'ı Türkiye'ye bırakmıştır.
4-Sovyet Sınırı, Gümrü, Moskova ve Kars Antlaşması ile belirlendiği gibi kalmıştır.
Doğu Anadolu'da bir Ermeni Devleti kurulmasından vazgeçilmiştir.
5-Kapitülasyonlar kesin olarak kaldırılmıştır.
6-Adalar'dan, Bozcaada ve Gökçeada Türk Devleti'ne, Oniki Adalar İtalyanlar'a,
Diğer adalar ise Yunanistan'a bırakılmıştır.
7-Yabancı Okullar Türk kanunlarına uyacaklar, okulların öğrenimini Türk Devleti düzenleyecektir.
8-Fener Rum Patrikhanesi'nin yabancı kiliselerle ilişki kurmaması şartı ile Türkiye'de kalması kabul edilmiştir.
9-Azınlıklara verilen ayrıcalıklar kaldırılmış, tüm azınlıklar Türk vatandaşı kabul edilmiştir. İstanbul'daki Rumlar hariç diğer yerlerdeki Rumlar'ın Yunanistan'a gönderilmesine, Batı Trakya hariç diğer yerlerdeki Türkler'in de Türkiye'ye gönderilmesine karar verilmiştir.
10-Boğazlar Sorunu ise şu şekilde halledilmiştir:
*Boğazların idaresi başkanlığını Türkler'in yapacağı bir komisyona bırakılmıştır.
*Boğazların iki tarafında da
*Ticaret gemileri boğazlardan serbestçe geçebilecek, savaş gemilerine ise tonaj sınırlaması getirilecektir.
*İşgal güçleri İstanbul'u bir buçuk ay içinde boşaltacaklardır.
11-Borçlar şu şekilde halledilmiştir:
*Duyûn-u Umûmiye İdaresi kaldırılmıştır.
*Osmanlı Devleti'nden ayrılan devletlere Osmanlı borçlarından hisse verilmiştir.
*Osmanlı borçlarının büyük bir bölümünü TBMM ödemeyi kabul etmiştir.
*Borçların Türk Lirası ve taksitler halinde ödenmesi karara bağlanmıştır.
Lozan Barış Antlaşması'nın Önemi:
*Yeni Türk Devleti ve Misâk-ı Millî, tüm dünya tarafından resmen kabul edilmiştir.
*Askerî zaferler siyâsi zaferle sonuçlanmıştır.
*Türkiye savaş tazminatı ödememiştir.
*Kapitülasyonlar kesin olarak kaldırılmıştır.
*Ülke sınırları Irak sınırı hariç belli olmuştur.
*Türkiye açısından I.Dünya Savaşı sona ermiştir.
*Azınlıkların Türk vatandaşı sayılması ile dış güçlerin içişlerimize karışması önlenmiştir.
*Millî Mücadele hareketi, bağımsızlık için uğraşan diğer milletlere de bir örnek olmuştur.
*Antlaşma, I.TBMM tarafından imzalanmış, II. TBMM tarafından onaylanmıştır.
Lozan Antlaşması'ndan Kalan Problemler:
1-Boğazlar Komisyonu milli egemenliğimizi kısıtlayan bir unsur olmuştur. Boğazlar Komisyonu Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile kaldırılmıştır.
2-Musul alınamamış ve Irak sınır kesinlik kazanmamıştır. Musul, Ankara Antlaşması ile Irak'a bırakılmıştır (5 Haziran 1926).
3-Ege Adaları ve Batı Trakya sorunu halledilmiş, fakat daha sonraki yıllarda yine sorun haline dönüşmüştür.
Sevr ve Lozan Antlaşmalarının Karşılaştırılması
Sevr ve Lozan anlaşmalarında ele alınan önemli konuları şu başlıklar altında özetleyebiliriz.
1-Sınırlar meselesi
*Sevr anlaşması ile kaybettiğimiz toprakların önemli bir kısmını Lozan anlaşması ile geri aldık. Çözümlenemeyen birkaç maddenin dışında bugünkü sınırlarımız Lozan’da belirlendi
2-Azınlıklar sorunu
*Sevr anlaşmasında Türkiye azınlıklar üzerindeki haklarını tamamen kaybederken, Lozan anlaşmasında hem Türkiye’deki azınlıkların medeni bir biçimde yaşamaları sağlanmış oluyor hem de Türkiye’nin egemenliğini tehdit eden hükümler ortadan kaldırılmış oluyordu.
3-Kapitülasyonlar
*Sevr anlaşmasında Kapitülasyonların genişletilmesi ile Osmanlı Devletinin maliyesi elinden alınmış olunurken, Lozan Anlaşmasında Kapitülasyonların kaldırılması ile Türk devletinin egemenliğinin önündeki belki de en büyük engel kaldırılmış oluyordu
4-Savaş Tazminatı ve Borçlar meselesi
Sevr Anlaşmasıyla Türkiye maliyesinin idaresi İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcilerinden oluşan bir komisyona bırakılıyordu. Devletin gelirlerinin harcamasını da yönetecek olan komisyon, gelirleri önce Türkiye topraklarında kalan İtilaf Devletleri ordularının giderlerini karşılayacaktı Aynı zamanda Türk topraklarından ayrılarak bağımsızlığını kazanan devletlerin borçlarından da Türk devleti sorumlu tutuluyordu. Ayrıca Sevr anlaşmasında Osmanlı savaş tazminatı ödemeye mahkûm ediliyordu
Lozan’da ise Osmanlı Devleti'nden ayrılan devletlere Osmanlı borçlarından hisse verilirken, Yeni Türk devleti savaş tazminatı ödemeyecekti. Yunanistan ile aramızdaki harp tamiratı sorunu sonraya bırakılmış ve Karaağaç’ın tamirat karşılığında Türkiye’ye verilmesiyle çözülebilmişti.
5- Boğazlar sorunu
Sevr anlaşmasında boğazlar gerek barış gerekse savaş zamanlarında bütün devletlerin gemilerine açık hale getirilerek boğazların denetimi Osmanlıdan alınırken Lozan Antlaşması ile, boğazların denetimi büyük ölçüde Yeni Türk devletine verilmiştir. Lozan konferansında bu şartlar altında halledilen boğazlar meselesi, daha sonra 20 Temmuz 1936 yılında imzalanan Montrö sözleşmesi ile bugünkü düzenine kavuşturulmuştur.
. MİLLİ SINIRLARDAN MİLLİ EKONOMİYE
Kurtuluş Savaşı sonunda Misakı Milli büyük ölçüde gerçekleşmiş tam bağımsızlık ve milli egemenlik sağlanmıştı. Şimdi yeni Türkiye için amaç ekonomiye bir yön vermek, yurdu kalkındırmak, kısaca milli ekonomi için çalışmaktı.
İzmir İktisat Kongresi (17 Şubat 1923)
Kongre İzmir'de, işçi, çiftçi, tüccar ve sanayici kesiminden oluşan toplam 1135 temsilcinin katılması ile 17 Şubat 1923'te toplandı
Toplanma amacı:
1. Ekonomik kalkınma için ortak hedeflerin saptanması
2. Ekonomik hedeflere ulaşmak için gerekli yöntem ve kaynakların saptanması
3. Yeni Türkiye Devleti'nin ekonomik programının saptanması
4. Siyasi bağımsızlık için şart olan ekonomik bağımsızlığın nasıl sağlanacağının belirlenmesi
Kongre sonunda alınan kararlar 'Misak-ı İktisadi' olarak adlandırıldı.
Misak-ı İktisadi Kararları
1. Hammaddesi yurt içinde yetişen veya yetiştirilebilen sanayi dalları kurulması ,
2. El işçiliğinden ve küçük imalattan süratle fabrikaya veya büyük işletmeye geçilmelidir,
3. Devlet yavaş yavaş iktisadi görüşleri de olan bir organ haline gelmeli ve özel sektörler tarafından kurulamayan teşebbüsler devletçe ele alınmalıdır.
4. Özel teşebbüslere kredi sağlayacak bir Devlet Bankası kurulmalıdır.
5. Dış rekabete dayanabilmek için sanayinin toplu ve bütün olarak kurulması gerekir.
6. Yabancıların kurdukları tekellerden kaçınılmalıdır.
7. Sanayinin teşviki ve milli bankaların kurulması sağlanmalıdır.
8. Demiryolu inşaat programına bağlanmalıdır.
9. İş erbabına amele değil, işçi denmelidir.
10. Sendika hakkı tanınmalıdır gerekir.
**İzmir İktisat Kongresi'nden 1933 Yılına Kadar Görülen Gelişmeler :
*26 Ağustos 1924'te Türkiye İş Bankası kuruldu.
*19 Nisan 1925'te Türkiye Sanayi ve Maden Bankası kuruldu.
*1 Temmuz 1926'da, Kabotaj Kanunu yürürlüğe girdi.
*28 Mayıs 1926'da TBMM tarafından Teşvik- Sanayi Kanunu kabul edildi.
*1928 yılında, İktisat Bakanlığı kuruldu.
*1926 yılında İstatistik Genel Müdürlüğü kuruldu.
*Osmanlı Devleti'nden kalma demiryolları yabancılardan satın alınarak yeni demiryolları yapıldı.
*17 Şubat 1925'te Aşar vergisi kaldırıldı.
UYARI: İzmir İktisat Kongresi'nde alınan kararlar gereği, 1926 yılında özel sektöre yönelik Teşvik-i Sanayi Kanunu (Sanayiyi Özendirme Yasası) kabul edildi. Fakat özel sektörün sermayesi ve gerekli kadrosu hazır olmadığından bu yasa başarılı olamadı.
**1933 – 1938 Yılları Arasındaki Ekonomik Gelişmeler
*1933 – 1938 yılları arasında, İzmir İktisat Kongresi'nde alınan Misak-ı İktisadi kararlarının temel amacı olan özel girişimciyi sanayi alanına çekmek mümkün olmadı.
*1926 yılında çıkartılan Teşvik-i Sanayi Kanunu'nun başarılı olamaması üzerine, sanayileşmenin devlet eliyle yürütülmesine karar verildi.
*1933 yılında Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı hazırlandı.
*Bu dönemde, Sümerbank önderliğinde büyük bir dokuma sanayi kuruldu.
*1936 yılında İkinci Beş yıllık Sanayi planı hazırlandı.
*Bu dönemde, madencilik, elektrik santralleri, gıda, kimya, deniz ulaşımı, makine sanayi, deri sanayi gibi alanlarda birtakım planlar yapıldı.
*1935'te Maden Tetkik Arama Enstitüsü kuruldu.
*1937'de Etibank önderliğinde Türkiye'nin ilk demir çelik fabrikası Karabük'te açıldı.
*1938'de başlayan İkinci Dünya Savaşı nedeniyle İkinci Beş Yıllık Sanayi planı tamamlanamadı.
SİYASAL ALANDA YAPILAN İNKILÂPLAR
· Saltanatın kaldırılması ( 1 Kasım 1922)
· Ankara’nın başkent olması (13 Ekim)
· Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923)
· Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924)
· Siyasi Partiler kuruldu.
a) Cumhuriyet Halk Fırkası: Cumhuriyet döneminin kurulan ilk siyasi partisidir. Atatürk tarafından 9 Eylül
b) Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası: İlk muhalefet partisidir. Kazım Karabekir ve arkadaşları tarafından 17 Kasım 1924’te kuruldu. Bu partinin Şeyh Sait isyanı ile bağlantısı olduğu düşünülerek 3 Haziran 1925’de kapatıldı.
c) Serbest Cumhuriyet Fırkası: Fethi Okyar tarafından 12 Ağustos 1930’da kurulmuştur. Laiklik ve Cumhuriyet karşıtlarının bu partide toplanmaya başlamasıyla kurucusu tarafından 17 Kasım 1930’da kapatıldı.
HUKUK ALANINDA YAPILAN İNKILÂPLAR
1. 20 Ocak 1921’de ilk anayasa Teşkilat-ı Esasiye ilan edildi.
2. Cumhuriyetin ilanından sonra 1924 anayasası ilan edildi.
3. 17 Şubat 1926’da Medeni Kanun ilan edildi. İsviçre’den alındı.
a) Birden fazla kadınla evlenme yasaklandı.
b) Mirasta ve boşanmada kadın erkek eşitliği geldi.
4. 8 Mayıs 1928’de Borçlar Kanunu İsviçre’den
5. 10 Mayıs 1928’de Ticaret Kanunu Almanya’dan
6. 1Temmuz 1928’de Ceza Kanunu – İtalya’dan alınarak ilan edildi.
EĞİTİM VE KÜLTÜR ALANINDA YAPILAN İNKILÂPLAR
1. 3 Mart 1924’te Tevhid-i Tedrisat Kanunu ilan edildi. Eğitim öğretim laikleştirildi1Kasım 1928’de Latin alfabesi kabul edildi.
2. 15 Nisan 1931’de Türk Tarih Kurumu kuruldu.
3. 12 Temmuz 1932’de Türk Dil Kurumu kuruldu.
4. 1924’te Topkapı Sarayı müze haline getirildi. Aynı yıl Etnografya Müzesi ve Güzel Sanatlar Akademisi açıldı.
5. 1933’te İstanbul Üniversitesi ve Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi açıldı.
TOPLUMSAL ALANDA YAPILAN İNKILÂPLAR
1. 25 Kasım 1925’de “Şapka Kanunu “ çıkarıldı.
2. 30 Kasım 1925’de tekke, zaviye ve türbeler çıkarılan bir kanunla kapatıldı.
3. 1934 çıkarılan bir kanunla din görevlilerinin dini elbiselerle ibadet yerleri dışında dolaşmaları yasaklandı. 1925 Yılında Hicri ve Rumi takvimler kaldırılarak Miladi takvim kabul edildi.1 Ocak 1926’dan itibaren uygulamaya geçildi.
4. 1931 Yılında bir kanunla Okka, arşın vb. yöresel ölçü birimleri yerine Kilo, metre ve litre gibi ölçü birimleri kabul edildi.
5. 1935 Yılında hafta sonu tatili Cuma’dan Pazar gününe alındı.
6. 24 Haziran 1934’te Soyadı Kanunu kabul edildi.
7. Türk Kadınına Siyasi Haklar Verildi.
a) 30 Nisan 1930’da belediye seçimlerinde seçmen olma hakkı,
b) 26 Ekim 1933’te muhtar seçme ve köy ihtiyar heyetine seçilme hakkı,
c) 5 Aralık 1934’te milletvekili seçilme ve seçme hakkı verildi.
TARIM ALANINDA GELİŞMELER
1. Köylünün durumunu düzeltmek için Aşar (Öşür) vergisi 1925’te kaldırıldı.
2. Ziraat Bankasının verdiği kredi artırıldı.
3. Çiftçinin tarımda makine, iyi tohum, gübre ve ilaç kullanımı teşvik edildi.
4. Çiftçiye damızlık hayvan, tohum, fidan, borç para verildi.
5. 1929’da “Tarım Kredi Kooperatifleri” kuruldu.
TİCARET ALANINDA GELİŞMELER
1. 1924’te İş Bankası kuruldu.( İş sahiplerine kredi vermek amacıyla kuruldu)
2. 1 Temmuz 1926 ‘da “Kabotaj Kanunu” çıkarıldı. Böylece Türk karasularında yolcu ve yük taşıma hakkı yalnızca Türk gemilerine verildi. Ayrıca Denizbank’ın kurulmasıyla denizcilik faaliyetleri artmıştır.
BAYINDIRLIK ALANINDA GELİŞMELER
1. Demiryolları yabancı şirketlerin elinden alınarak devletleştirildi. Yeni demiryolları yapıldı.
2. Denizcilik alanında Kabotaj Kanunu çıkarılmış ve yeni liman ve iskeleler yapılmıştır.
3. Pek çok yeni şehir ve kasaba inşa edilerek modern bir görünüm almıştır
ÜNİTE I BİR KAHRAMAN DOĞUYOR - M. Kemal 1881’de Selanik’te doğdu
ÜNİTE I BİR KAHRAMAN DOĞUYOR
- M. Kemal 1881’de Selanik’te doğdu. Annesi Zübeyde Hanım, Babası Ali Rıza Efendidir.
- Okuduğu okullar: 1- Mahalle Mektebi 2- Şemsi Efendi İlkokulu 3- Selanik Askeri Rüştiyesi
4- Manastır Askeri İdadisi 5- İstanbul Harp Okulu 6-Harp Akademisi
- 1905 yılında Harp Akademisinden “Kurmay yüzbaşı” olarak mezun oldu. İlk olarak Şam’da görev yaptı. (5. Ordu’da).
- 1906 yılında “Vatan ve Hürriyet” örgütünü kurdu. Daha sonra bu örgüt İttihat ve Terakki ile birleşti. M. Kemal İttihat ve Terakki Cemiyetinin çalışmalarını beğenmeyince örgütten ayrıldı.
- 13 Nisan 1909’da çıkan 31 Mart Ayaklanmasını bastıran orduda kurmay subay olarak görev aldı.
- 1911’de Trablusgarp’ta halkı harekete geçirmeye giden subaylar arasındaydı.
- 27 Kasım1911’de binbaşılığa terfi etti.1914’te yarbaylığa 1916’da generalliğe terfi etti.
- I. Dünya Savaşında Çanakkale, Kafkasya ve Suriye Cephelerinde savaştı.
** Atatürk’ün Fikir Hayatı: Dönemin aydınları olan Ziya Gökalp, Namık Kemal gibi kişilerden ve Fransız akımından etkilendi.Bunlara kendi fikirlerini de katarak “Atatürkçü Düşünce Sistemi” dediğimiz kendi fikirlerini oluşturdu.
M. Kemal’in Kurtuluş Savaşı Öncesi görev Yaptığı Yerler:
1- 31 Mart Vakasını bastıran Hareket Ordusunda Kurmay subaylık yaptı.
2- Trablusgarp Savaşı
3- Balkan Savaşlarında Gelibolu’da görev aldı. Bu görevi Çanakkale Savaşında bölgeyi tanıyarak başarılı olmasını sağladı.
4- Çanakkale Savaşı ( Askeri dehası ortaya çıktı. Anafartalar Kahramanı unvanı aldı)
5- Kafkasya ve Suriye Cephelerinde görev yaptı.
Atatürk’ün Çeşitli Özellikleri Ve Yönleri:
Vatanseverliği: Ulusu için her şeyi yapmasıdır. “Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere canımı vereceğim.” Sözü buna örnektir.
İdealistliği: Hedeflerine ulaşmak için yılmadan çalışmaktır. Hedeflerinden vazgeçmemektir. M. Kemal’in en büyük hedefi milletine yararlı olmaktı. Bunu: “Hizmet edenler namus vazifelerini ifa etmiş olmaktan başka bir şey yapmamışlardır.” diyerek belirtmiştir.
İleri Görüşlülüğü: Geleceği doğru tahmin etmektir. İstanbul’da İtilaf donanmalarını görünce : “ Geldikleri gibi giderler.” buna örnektir.
Çok Cepheliliği (Yönlülüğü): değişik alanlarda bilgili ve etkili olmasıdır. M. Kemal iyi bir asker olduğu gibi iyi yönetici ve hukuk adamıdır.
Mantıklılığı: Yaptığı işlerde mantık kurallarına uymasıdır. Büyük ve gereksiz hayallere kapılmamaktır.
Gurura ve Ümitsizliğe Yer Vermemesi: Yaptıkları işlerle gururlanmaz. Kurtuluş Savaşını kazandığında “Savaşı Türk Milleti kazanmıştır.” demiştir. Zor durumlarda asla ümitsizliğe kapılmamıştır.
Hakikati Arama Gücü: Gerçekleri araştırmasıdır.
Yaratıcı Zihniyeti: Yeni fikirler ortaya koyabilmesidir.
Devrimcidir: Yeni oluşumlar sağlayabilmesi.
Barışçı Olması.
Akıl Ve Bilime Önem Vermesi: Atatürk akıl ve bilime her zaman öncelik vermiştir. “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” demiştir.
Sabırlı ve Kararlıdır:
Açık sözlüdür:
Sanatseverdir:
Disiplinlidir:
Mustafa Kemal Atatürk’ün Eserleri :
Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere bıraktığı en büyük eser Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bunun yanında yazılı eserleri de vardır. Bunlar :
1- Nutuk ( 1919-1927 yılları arasındaki olayları anlattığı eseridir )
2- Vatandaş İçin Medeni Bilgiler
3- Geometri kitabı
ÜNİTE II MİLLİ UYANIŞ: YURDUMUZUN İŞGALİNE TEPKİLER
BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI (1914 -1918 ):
I. Dünya Savaşı öncesi dünyada çıkar çatışmaları ve sanayileşme ile beraber bir yarış ve sömürge yarışı başlamıştı. Buda zamanla ülkeler arasında gerginliğe yol açtı. Ve dünyada büyük bir savaş kaçınılmaz olmuştu.
Ülkeler iki ana gruba ayrılmıştı. Bunlar :
İtilaf (Anlaşma) Devletleri: İngiltere, Fransa ve Rusya (Sonradan; İtalya, ABD, Japonya, Romanya, Yunanistan)
İttifak (Bağlaşma) Devletleri: Almanya, Avusturya- Macaristan İmp. Ve İtalya (Sonradan; Osmanlı ve Bulgaristan)
** İtalya Savaş başlamadan önce İttifak grubunda İtilaf grubuna geçmiştir.
I. Dünya Savaşının Nedenleri:
1- Sanayileşmeye bağlı sömürge yarışı 2- Sömürgeciliğe bağlı Ham madde ve Pazar yarışı
3- Çıkar çatışmaları ( Mesela Almanya Fransa arasında Alses Loren Bölgesi sorunu)
4- Bloklaşma (Gruplaşma)
5- Milliyetçilik, özgürlük gibi düşünce akımlarının etkisi
Savaşın Başlatan olay: Savaşın başlaması an meselesi idi. Savaşın başlamasına Saray Bosna gezisine çıkan Avusturya – Macaristan İmparatorluğu Veliaht’ının bir Sırplı tarafından öldürülmesi üzerine I. Dünya Savaşı başladı.
* Savaş yukarıda saydığımız nedenlerle başlaması bekleniyordu. Veliahttın öldürülmesi sadece savaşın bahanesidir. Bu nedenle buna görünen sebep denir.
Savaşın Gelişimi:
Sırplılara, Avusturya – Macaristan imparatorluğu savaş ilan etti. Sırplıları destekleyen İngiltere ve Fransa’da Savaşa girdi. Daha sonra Almanya’da savaşa girmesi ile dünya savaşı başladı. İlk başlarda İttifak Grubu başarılı iken ABD’nin savaşa girmesi ile İtilaf Grubu savaşı kazandı.
OSMANLI DEVLETİNİN SAVAŞ GİRMESİ:
Savaş başladığında Osmanlı tarafsızlığını ilan etti. İtilaf Devletleri Osmanlının tarafsız kalmasını istiyordu. Almanya ise Osmanlıyı yanında savaşa istiyordu. Yönetimi elinde bulunduran İttihat ve Terakki Cemiyetini yönetenler Almanya yanında savaşa girilirse başarılı olacağına inanıyorlardı ( Başta Enver Paşa).
Almanlarla gizli bir antlaşma yapıldı. İki Alman gemisi İngilizlerden kaçarak Osmanlıya sığındı. İngiltere gemileri isteyince gemilerin satın alındığı söylendi. Goben ve Breslav adlı iki Alman gemisine Yavuz ve Midilli adı verilerek Türk bayrağı çekildi. Bu gemiler Karadeniz’de Rus limanlarını bombaladılar. Rusya’nın Osmanlıya savaş ilan etmesi ile Osmanlı I. Dünya Savaşına girmiş oldu.
** Osmanlını savaşa girme amacı; kaybettiği toprakları geri almak ve eski gücüne kavuşmaktı.
** Almanya’nın Osmanlıyı Yanında İstemesinin Sebepleri: 1- Cephelerini genişletmek 2- İngiliz ve Fransızların Sömürge yollarını kesmek 3- Osmanlıdaki Halifelik gücünden yararlanarak Türkleri ve Müslümanları yanında savaşa katmak.
Osmanlının Savaştığı Cepheler: Osmanlının savaştığı cepheleri üçe ayırabiliriz. Bunlar:
1- Saldırı (Taarruz ) Cepheleri: Kafkasya ve Kanal Cepheleri
2- Savunma Cepheleri: Çanakkale, Irak, Suriye ve Filistin, Hicaz, Yemen cepheleridir.
3- Yardım cepheleri: Galiçya ve Makedonya cepheleridir.
1- Çanakkale cephesi: İtilaf Devletleri açtı. Açılma amacı; Rusya’ya yardım götürmek, Boğazları ve İstanbul’u alarak Osmanlıyı savaş dışı bırakmaktı.
18 Mart 1915’te Çanakkale Boğazı önünde savaşlar başladı. İtilaf donanmaları boğazları geçemeyince Gelibolu Yarımadasına asker çıkardı. (Anzaklar: Yeni Zelanda ve Avustralya askerleri) M. Kemal burada başarılı savaşlar çıkardı.
M. Kemal burada: “Size ben taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve başka komutanlar gelebilir.” diyordu.
Yapılan savaşlar sonunda İtilaf askerleri çekilmek zorunda kaldı. Bu savaşta yaklaşık beş yüz bin asker şehit olmuştur.
** Savaşın kazanılması I. Dünya Savaşının uzamansa sebep oldu.
** M. Kemal’e başarılarından dolayı “Anafartalar Kahramanı” unvanı aldı.
** Tek başarı sağlanan cephedir.
2- Kafkasya Cephesi : Rusların egemenliğindeki Türklerle birleşmek için açıldı. Yalnız Enver Paşanın yanlış politikası yüzünden Sarıkamış’ta binlerce asker açlıktan, hastalıktan ve soğuktan savaşmadan öldü. Ruslar Muş, Bingöl, Van,Erzurum, Erzincan çevresini ele geçirdi.
Çanakkale Cephesinden buraya gelen M. Kemal Muş , Bitlis gibi yerleri geri aldı. Bu sırada Rusya içinde Bolşevik Devrimi olunca Rusya Brest Litowsk Antlaşmasını imzalayarak I. dünya savaşından çekildi (1917).
3 - Kanal Cephesi: Almanların isteği ile Osmanlı Devleti İngilizlerin sömürge yolunu kesmek için açtı. Burada yapılan savaşları İtilaf devletleri kazandı. Osmanlı geri çekildi.
4- Irak Cephesi: İngilizler Kanal Cephesinden sonra Rusya’ya Kafkasya üzerinden yardım etmek ve Irak petrollerini ele geçirmek için bu cepheyi açtı. İlk başta Osmanlı başarılı sonuçlar alsa da daha sonra geri çekilmek zorunda kaldı.
Tehcir Kanunu: Birinci Dünya Savaşında Ermenilerin Anadolu’dan Suriye ve Irak’ın kuzeyine göç ettirilmesini sağlayan göç kanunudur. Yalnız günümüzde Ermeniler bu dönemde 1,5 milyon Ermeni’yi öldürdünüz diyerek haksız soykırım iddialarında bulunuyor. Bizim arşivlerimizi incelemek için herkese açtık gelin sizde arşivlerinizi açın soykırım iddiaları olmadığını tartışalım diyoruz yaklaşmıyorlar. İddiaların amacı Türkiye’nin dünya kamuoyunda itibarını sarsmak ve daha bazı topraklarımızda hak idia etmeleridir.
Mondros Ateşkes Antlaşması (30 Ekim 1918):
Osmanlının savaş sonunda imzaladığı ateşkes antlaşmasıdır. Bu antlaşma ile Osmanlının Ordusu dağıtıldı, silahlarına el konuldu, ulaşım ve haberleşme araçlarına el konuldu.İstanbul kontrol altına alındı. Fakat en önemli iki maddesi vardı. Bunlar:
7. Madde: İtilaf Devletlerinin güvenliklerini tehdit edecek bir durum ortaya çıkarsa; İtilaf devletleri herhangi bir stratejik noktayı işgal edebilecek.
Amacı: Osmanlının her yerini işgale açık hale getirerek Osmanlıyı parçalamak.
24. Madde: Şark-ı Vilayet (Sivas, Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Harput) illerinde bir sorun çıkarsa buralar işgal edilebilecek.
Amacı: Burada bir Ermeni devleti kurmak.
*** Mondros Ateşkes Antlaşması olmasına rağmen şartları çok ağırdır.
*** Osmanlı ile barış antlaşması olarak Sevr Antlaşması imzalanacak (10 Ağustos 1920) ancak TBMM antlaşmayı kabul etmediği için yürürlüğe girmedi.
*** Mondros’tan sonra Anadolu’nun işgali üzerine Türk Halkı M. Kemal önderliğinde Kurtuluş Savaşını başlatmıştır.
Wilson Prensipleri (İlkeleri):
ABD’nin I. Dünya Savaşına girerken yayınladığı ilkelerdir. 14 maddeden oluşur. Wilson İlkelerine göre yenen devletler yenilen devletlerden toprak almayacak, dünya barışını sağlamak için cemiyet kurulacak gibi maddeleri vardı. 12. maddesi Osmanlı ile ilgili olup kısaca şöyledir: Osmanlının toprak bütünlüğü korunacak ve Osmanlıda bir bölgede hangi ulus çoğunlukta ise onun devleti kurulabilecek, Türklerin çoğunlukta olduğu yerler Türklerde kalacaktı.
** Yunanistan bu maddeye dayanarak İzmir çevresinde Rum çok diyerek buraları isteyecektir.
Paris Barış Konferansı (18 Ocak 1919):
Barış antlaşmalarının koşulları görüşülmek üzere toplandı. Ancak daha çok Osmanlının nasıl paylaşılacağı sorun oldu. Ege çevresi İtalya’ya verilmişken Yunanistan İzmir çevresini istedi. İngiltere ve Fransa burayı güçsüz Yunanistan’a bırakma kararı verdi. Buda İtalya’yı küstürdü. Bu nedenle Anadolu işgalinde İtalya sessiz kaldı. İtalyanların olduğu yerlerde savaşlar daha az oldu.
Osmanlının Paylaşımı:
İtalya’ya: Güneybatı Akdeniz (Antalya, Isparta dolayları)
Fransa’ya: Urfa,Maraş,Antep,Suriye ve Lübnan, Boğazlar
İngiltere’ye : Irak, Filistin ve Boğazlar bırakılmıştır.
Yunanlılar : İzmir, Aydın çevresi (Batı Ege)
İzmir’in İşgali (15 Mayıs 1919):
Yunanlılar Paris Barış Konferansına dayanarak İngiliz ve Fransızların desteği ile 15 Mayıs 1919’da İzmir’e asker çıkararak işgale başladı. ** Böylece Anadolu’da işgale başlayan ilk devlet Yunanlılar oldu.
- Halk işgalden önce işgalin engellenmesi için gösteriler yaptı. Padişahtan yardım istedi. Ancak hiçbir yardım gelmedi. Ve işgallere karşı direnilmemesi istendi.
- Yunanlılar İzmir’deki Rumların coşkulu karşılaması ile İzmir’e girdi. Gazeteci Hasan Tahsin Yunanlılara ilk kurşunu sıkan kişi oldu .
- Yunanlılar silah bırakmış askerlerimizi kışlada kurşuna dizerek İzmir ve çevresini işgale başladılar.
CEMİYETLER:
Yurdumuzun işgali üzerine Anadolu’nu çeşitli yerlerinde çeşitli cemiyetler kuruldu. Cemiyetler Zaralı ve yaralı olamak üzere iki kısma ayrılabilir. Zaralı cemiyetlerde kendi içinde azınlıkların kurduğu ve milli varlığa düşman cemiyetler diye ikiye ayırabiliriz.
A) Zararlı Cemiyetler:
a) Azınlıkların Kurdukları Cemiyetler:
1- Mavri Mira: Rumlar tarafından kuruldu. İstanbul Patrikhanesi yönetir. İzmir ve Doğu Trakya’yı Yunanistana katmak istemektedir.
2- Etnik-Eterya Cemiyeti: Rumlar tarafından Yunanistan sınırlarını genişletmek için kuruldu.
3- Pontus Rum Cemiyeti: Doğu Karadeniz’de eski Rum Pontus Devletini tekrar canlandırmak için Rumlar tarafından kuruldu.
4- Ermeni Taşnak –Hınçak Cemiyeti: Ermeniler tarafından Doğu Anadolu’da bir Ermeni Devleti kurmak amacıyla faaliyet göstermiştir.
5- Makabbi ve Alyans (Musevi) cemiyetleri de Yahudiler tarafından kurulan cemiyetlerdir.
*** Azınlık cemiyetlerinin ortak amacı Osmanlıyı parçalayarak kendi devletlerini kurmak istemeleridir.
b)Milli Varlığa Düşman Cemiyetler: Osmanlını kendi içinde doğmuş fakat Kurtuluş Savaşına karşı oldukları için düşman cemiyet olarak adlandırılmıştır.
1- Kürt Teali Cemiyeti: Doğu illerinde bir Kürt Devleti kurmak için faaliyette bulundu.(İstanbul’da kuruldu.)
2- Teali İslam Cemiyeti: Saltanat ve Hilafeti desteklemiş ve İstanbul’da kurulmuştur.
3- İngiliz Muhipleri Cemiyeti: İngiliz himayesinde yaşamayı isteyenler kurmuştur.
4- Sulh ve Selamet-i Osmaniye Fırkası: Saltanat ve Hilafeti desteklemiştir.
5- Wilson Prensipleri Cemiyeti: Amerika egemenliğini(Mandasını) istemiştir.
6- Hürriyet ve İtilaf Fırkası: Kurtuluş Savaşını engellemek için çalışmalar yapmıştır. Önceden İttihat ve Terakki Cemiyetine karşı kurulmuştu.
** Milli Varlığa düşman cemiyetler hilafete bağlı kalmakla ve de yabancı devletlerin korumasına girerek kurtuluşu amaçlıyordu.
B) Yararlı Cemiyetler ( Milli Cemiyetler) :
1- Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti: Doğu Anadolu’nun Ermenilere verilmesini önlemek için kuruldu.
2- Trakya Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti: Trakya’nın Yunan işgaline uğramasını engellemek için Edirne’de kuruldu.
3- Trabzon Muhafaza-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti: Doğu Karadeniz ve çevresinin Rumlara verilmesini ve Rum Pontus Devletinin kurulmasına engel olmak için kuruldu.
4- Kilikyalılar Cemiyeti: Adana ve çevresinin Ermenilere verilmesini önlemek için kurulmuştur.
5- İzmir Müdafaa-i Hukuk –i Osmaniye Cemiyeti: İzmir ve çevresinin Yunanlılara verilmesini önlemek için kurulmuştur.
6- Redd-i İlhak Cemiyeti: Buda İzmir ve çevresini korumak için kuruldu.
7- Milli Kongre Cemiyeti: İstanbul’da kurulan bu cemiyet Türklere karşı yapılan haksızlıkları basın ve yayın yolu ile dünyaya duyurmaya çalışmışlardır.
8- Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti: Anadolu’nun işgalini protesto etmek için Sivas’ta kuruldu.
** Yararlı Cemiyetler vatanın kurtuluşu için kurulmuş ancak daha çok kendi bölgelerini korumaya yöneliktir. Daha sonra M. Kemal bu cemiyetleri Sivas Kongresinde birleştirerek kurtuluşu tüm ulus düzeyinde genişletecektir. ** Önce basın yayın yoluyla kurtuluş çareleri aramışlar etkili olmayınca silahlı direniş birlikleri (Kuva-yi Milliye Birlikleri) kurdular.
İşgaller Karşısında Padişahın Tutumu:
Mondros’tan sonra Anadolu işgal edilmeye başlamıştı. Bu durum karşısında padişah işgallere ses çıkarmama tutumuna girdi.
Böylece işgalci kuvvetlerinin tepkisini fazla çekmeyerek Osmanlının devamını sağlamaya çalışıyordu. Kısaca Osmanlının kaderini işgalci kuvvetlerinin insafına bırakmıştı.
İşgaller Karşısında M. Kemal’in Tutumu:
İşgallerden sonra M. Kemal İstanbul’a gelmiştir. Yurdumuz işgale başlayınca İstanbul’da çözüm yolları aramış. Padişah ve komutanları silahlı mücadele için uyarmaya çalıştı. Anca aradığı desteği bulamayınca kurtuluşu Anadolu’da gördü. Bunun için Anadolu’ya geçmesi gerekliydi.
Aradığı fırsatı sonunda buldu. Padişah Samsun çevresindeki ayaklanmaları incelemesi için ordu müfettişi olarak Samsun’a gönderme kararı aldı. Böylece M. Kemal İstanbul’dan da uzaklaştırılmış olacaktı.
** Kuva-yi Milli’ye: Vatanı kurtarmak için halk tarafından kurulan küçük birliklere verilen addır.
- Kuva-yı Milliye’nin özelikleri: Düzenli bir ordu niteliğine sahip değildi. Eli silâh tutan herkesin katıldığı küçük silâhlı gruplardı. Her türlü ihtiyaçlarını halk karşılıyordu. -Başlarına buyruk hareket ediyorlardı. - Ortak düşünce, vatan topraklarını savunmak ve Türk Milleti'ni onuruyla yaşatmaktı. -Sadece kendi bölgelerini korumaya yönelik kuruldular. M. Kemal düzenli orduyu kurana kadar ülkeyi savundular.
Mustafa kemal’in Samsun’a Çıkışı (19 Mayıs 1919):
Mondros Ateşkes Antlaşmasından sonra Pontusçu Rumlar Samsun ve Trabzon çevresinde Türkler'e saldırmaya başladılar.
- Türkler'in kendilerini savunmalarını ise İngilizler, güvenliği bozma olarak değerlendirip, Osmanlı Hükümetinden, bu karışıklığın önlenmesini istediler. Maksatları bu bahaneyle Mondros Ateşkes Antlaşmasının 7. maddesi uyarınca buraları işgal etmekti.
Osmanlı Hükümeti, Samsun ve çevresindeki karışıklıkları önlemesi için Mustafa Kemal'i 9. Ordu Müfettişliğine atadı (30 Nisan 1919). Böylece hem Mustafa Kemal İstanbul'dan uzaklaştırılmış hem de Samsun ve çevresindeki karışıklıklar önlenmiş olacaktı.
Mustafa Kemal, İzmir'in işgalinden bir gün sonra 16 Mayıs 1919 da İstanbul'dan ayrıldı. 19 Mayıs 1919 da Samsun'a ulaştı. Millî kurtuluş mücadelesinin, milletin gücü ile başarılabileceği inancıyla ve "Ya İstiklâl, ya ölüm" parolasıyla çalışmalarına başladı.
- ** Havza Genelgesini yayımlayarak, henüz dağıtılmamış ordu birliklerinden, ordunun dağıtılmamasını ve silâhların teslim edilmemesini duyurdu. Mitingler yapılarak işgallerin kınanmasını istedi.
- Millî şuuru uyandırarak, millî bir teşkilât kurmayı, İşgaller karşısında alevlenen millî heyecanı vatanın her tarafına yaymayı düşünüyordu.
Amasya Genelgesi (22 Haziran 1919): -Kendi bölgelerini, itilâf devletlerinin işgallerinden korumaya çalışan cemiyetleri bir çatı altında toplamak gerekiyordu. Bunu gerçekleştirmek için milletin içinden doğan millî bir kurula ihtiyaç vardı.
Mustafa Kemal, millî bir kurul oluşturmak düşüncesini, Havza Genelgesiyle komutan ve valilere bildirmiş ve teşkilatlanma çalışmalarını başlatmıştı.
Amasya Genelgesiyle de:Vatanın içinde bulunduğu durumu İstanbul Hükümetinin tutumunu ve bu durumdan nasıl kurtulabileceğimizi ve neler yapılması gerektiğini belirtmişti.
Maddeleri: 1- Vatanın bütünlüğü, milletin istiklâli tehlikededir. (gerekçe)
2- İstanbul Hükümeti, sorumluluğunun gereklerini yerine getirememektedir. Bu hal milletimizi yok durumuna düşürüyor.
3- Milletin İstiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. ( Amaç ve yöntem)
4- Milletin durumunu ve davranışını göz önünde tutmak, haklarını dile getirip bütün dünyaya duyurmak için her türlü etki ve denetimden kurtulmuş millî bir kurulun varlığı gereklidir.
5- Anadolu'nun her yönden en güvenli yeri olan Sivas'ta millî bir kongrenin toplanması kararlaştırılmıştır.
6- Bunun için illerin her sancağından halkın güvenini kazanmış üç delegenin hemen yola çıkarılması gerekmektedir.
7-Her ihtimale karşı durum gizli tutulmalıdır.
Amasya Genelgesi’nin Önemi :
* İlk defa kurtuluş savaşının mücadele safhası başlamıştır.
* İlk defa kurtuluş savaşının gerekçesi , yöntemi ve amacı belirtilmiştir.
* İlk defa milli bir kurulun oluşturulmasından bahsedilmiştir.
* İlk defa İstanbul hükümetinin görevini yerine getiremediğinden bahsedilmiştir.
* Sivas Kongrelerinin toplanmasına karar verilmiştir.
NOT :M.Kemal Amasya Genelgesi’nden sonra 8 Temmuz 1919’da padişaha yolladığı bir telgrafla resmi göreviyle birlikte askerlik görevinden de istifa ettiğini açıklamıştır.
Erzurum Kongresi ( 23 Temmuz- 7 Ağustos 1919): Mondros Ateşkes Antlaşmasına göre, Doğu Anadolu'daki Sivas, Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Harput illerinde bir karışıklık çıkarsa, buralar işgal edilebilecekti. Amaç Doğu Anadolu'da Ermeniler'e yurt sağlamaktı.
Doğu Anadolu Halkı buna meydan vermemek ve haklarını savunabilmek için Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyetini kurdu. Bu cemiyet, alınması gerekli tedbirleri görüşmek üzere Erzurum Kongresini topladı. Mustafa Kemal de kongreye katıldı ve kongre başkanlığına seçildi.
Maddeleri: 1. Millî sınırlar içinde vatan bir bütündür, parçalanamaz.
2. Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı, Osmanlı Hükümetinin dağılması halinde millet, hep birlikte direniş ve savunmaya geçecektir.
3. Vatanın ve İstiklâlin korunmasına Osmanlı Hükümetinin gücü yetmediği takdirde, amacı gerçekleştirmek için geçici bir hükümet kurulacaktır. Bu hükümetin üyeleri millî kongre tarafından seçilecektir. Kongre toplanmamışsa bu seçimi Temsil Heyeti yapacaktır.
4. Kuva-yi Milliyeyi âmil ve millî iradeyi hakim kılmak esastır.
5. Azınlıklara siyasî hâkimiyetimizi ve sosyal dengemizi bozucu haklar verilemez.
6. Manda ve himaye kabul edilemez.
7. Mebuslar Meclisinin derhal toplanmasını ve hükümet işlerinin meclis denetiminde yürütülmesini sağlamak için çalışılacaktır.
Erzurum Kongresinin Önemi: ** Erzurum kongresi bölgesel olarak toplanmış fakat aldığı kararlar ulusal bir kongredir.
* Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin girişimleriyle bölgedeki Ermeni tehlikesine karşı toplanmıştır.
*İlk defa milli sınırlardan bahsedilmiş. Vatanın asla parçalamaz olduğu belirtildi.(Misak-ı Milli’de aynen yer aldı.)
* İlk defa yeni hükümet kurulmasından bahsedilmiş ve ilk defa 9 kişilik Temsil Heyeti seçilmiştir.
* İlk defa manda ve himaye reddedilmiştir.
* Milli Meclisin derhal toplanması ve hükümetin meclisin denetimine girmesi kararlaştırıldı.(Mebusan Meclisi)
Sivas Kongresi (4 – 11 Eylül 1919):
ÜNİTE-1 İLETİŞİM VE İNSAN İLİŞKİLERİ İLETİŞİM BENİMLE BAŞLAR İ
ÜNİTE-1 İLETİŞİM VE İNSAN İLİŞKİLERİ
İLETİŞİM BENİMLE BAŞLAR
İletişim: Duygu, düşünce veya bilgilerin akla gelebilecek her türlü yolla başkalarına aktarılmasıdır.
Her canlı değişik yöntemlerle iletişim kurar, Örneğin hayvanlar kimi zaman birbirlerini koklayarak kimi zaman da çeşitli sesler çıkartarak iletişim kurarlar.
Diğer canlılardan farklı olarak insanlar konuşma ve dinleme yeteneğine sahip olduğundan iletişimi geliştirme şansına sahiptir.
Başlıca İletişim Yolları:
1-Sözlü İletişim: Karşılıklı konuşmaya dayalı iletişimdir.
2-Yazılı İletişim: Yazı yoluyla sağlanan iletişimdir. Not, mektup, gazete, dergi ve kitaplardaki
yazılar veya yazılı işaretler aracılığı ile yapılan iletişimdir.
3-Hareketlerle İletişim: Jest, mimik ve çeşitli hareketlerle sağlanan iletişimdir. Sözsüz veya Beden dili ile iletişim de denilebilir. Hareketlerle iletişim sağlarken insanlarla aynı kültürden olmamız gerekir.Aksi takdirde yapacağımız hareketlerin yanlış anlaşılması kaçınılmazdır.Bu tür iletişim yolunu genellikle işitme engelli insanlarımız kullandığı gibi işitme problemi olmayan insanlarımız da kullanabilmektedir.Selam veren bir insana başımızı sallamamız gibi .
Etkili bir iletişimde dikkat edilmesi gerekenler
1-Bireyin Kendini Tanıması: Kendisini tanıyan ve sahip olduğu özelliklerin farkında olan bir kişi çevresindeki insanları daha kolay algılar ve tanır, onlarla daha kolay ve uyumlu bir iletişim sağlar.
2-Etkili Anlatım: Karşımızdaki insanlarla konuşurken;
- Konuşurken doğal olmalıyız, yapmacık konuşma ve hareketlerden kaçınmalıyız,
- Dinleyici ile göz teması kurarak onun zihnine ve gönlüne girmeye çalışmalıyız, ona pozitif enerji vermeye çalışmalıyız,
- Ses tonumuzu sürekli olarak konuşmamızın içeriğine göre ayarlamalıyız, tek düze bir konuşma insanın dikkatini çekmez.
- Kullandığımız kelime ve cümlelerin karşımızdaki insanların anlayabileceği düzeyde olmasına dikkat etmeliyiz,
- Jest ve mimiklerimizi, bedenimizi konuşmamızın içeriğine uygun olarak kullanmalıyız,
- Konuşma süresini uzun tutarak dinleyenleri sıkmamalıyız.
3-Etkili Dinleme: Etkili bir dinleme yapabilme için;
- Konuşmacı ile göz teması sağlamalıyız,
- Kendimizi rahat ve hafif tutmalıyız,
- Karşımızdaki insan konuşurken “evet”,”demek öyle”,”gerçekten mi?”gibi tepkiler vererek onu
dinleme isteğimizin olduğunu ona hissettirmeliyiz,
- Konuşmacıyı dinlerken empati kurmalı, kendimizi onun yerine koymalıyız,
- Asla konuşmacının sözlerini kesmemeliyiz, sorularımızı ve eleştirilerimizi sona saklamalıyız,
- Dikkat dağıtacak davranışlardan kaçınmalıyız, dikkat dağıtacak unsurları da ortadan kaldırmalıyız.
4-Empati Kurma: Dış dünyayı karşımızdaki insanın penceresinden, yani onun penceresinden görmeye çalışmak demektir. Bir başka deyişle kendimizi onun yerine koymak demektir. Empati kurmak başka insanlarla iletişimimizin gücünü artırır.
İletişimi Zorlaştıran Davranışlar:
1- Karşımızdaki insanı yönlendirmeye çalışmak.
2- Karşımızdaki insanı eleştirmek, suçlayıcı davranmak ve yargılamak.
3- Çok veya alakasız sorular sormak.
4- Teselli etmek, konuyu değiştirmeye çalışmak.
5- Teşhis, tanı koymak.
6- Konuştuğumuz kişinin adını öğrenmeye çalışmamak veya adını hiç kullanmamak.
7- Karşımızdaki insanlara takma isimleriyle hitap etmek,
8- Argo (Düşük seviyeli sokak ağzı) ve hakaret içerikli konuşmalar yapmak.
9- Kendi düşünce ve fikirlerimizi tek doğru olarak kabul etmek, başkalarının duygu ve düşüncelerini önemsememek ve saygı göstermemek.
10- Ön yargılı davranmak. İnsanları oldukları gibi kabul etmemek.
11- Sözünden dönmek, alay etmek, oyalayıcı davranmak.
MERAKLI GÖZLER TRT’DE
Kitle İletişim Araçları: Yazılı, sesli yada görsel yapıtların dağıtımını yada yayımını sağlayan her türlü teknik iletişim aracına kitle iletişim araçları denir. Gazete, radyo televizyon, internet kitle iletişim araçlarından bazılarıdır.
Ülkemizin geneli göz önüne alındığında ülkemizde en etkili kitle iletişim aracının televizyon olduğu söylenebilir. Çünkü televizyon diğer kitle iletişim araçlarından farklı olarak herkesin evinde yaygın olarak kullanılmaktadır.
Kamuoyu Oluşumunda Kitle İletişim Araçlarının Önemi;
İnsanları ilgilendiren ortak konularda, genellikle sorunlarda yine insanlar tarafından üretilen ortak çözüm yoluna, ortak düşünceye kamuoyu denir. Herhangi bir sorunun çözümünde insanların geneline ulaşmak, onları bu konu hakkında yüz yüze bilgilendirmek oldukça zor ve hatta imkânsızdır. Dolayısıyla bu şekilde kamuoyu oluşturmak da imkânsızdır. Oysa kitle iletişim araçlarını kullanarak çok sayıda insana ulaşmak, bilgilendirmek, görüşlerini ve desteklerini almak daha kolaydır.
Kitle İletişim Araçlarının Olumsuz Yönleri;
*Kişiler arası ilişkilerde yüz yüze etkileşimi bir anlamda ortadan kaldırdığı için sosyalleşmeyi engeller.
*Uzun süre takip edildiği durumlarda sağlık sorunlarına yol açabilir.(göz bozukluğu gibi)
*Kontrolü sağlanmazsa zaman kaybına yol açan araçlar haline gelebilirler.
*Özellikle küçük yaştaki insanlarda şiddet, sihir, cinsellik gibi içerikli programlar ruhsal bozukluklara yol açabilir, normal dışı eğilimlere yol açabilir
Türkiye Radyo Televizyon Kurumu(TRT)
* 1927 yurdumuzda ilk radyo yayınları başladı.
* 1927’de Atatürk’ün emri ile Ankara radyosu yayınına başladı.
*MAYIS 1964 TRT kuruldu. İlk genel müdürü Ayhan ÖZTRAK oldu.
* Ocak 1968‘de TRT Ankara televizyonu deneme yayınlarına başladı.
*Temmuz 1984‘te TRT televizyonu programlarının tümü renkli ve stereo olarak yapılmaya başladı.
TRT 1 radyoları 24 saat kesintisiz yayına başladı.
*1986’da TRT 2 yayına başladı.
*1989’da TRT 3 (TRT GAP) yayına başladı.
*1990’da Telegün ismiyle teleteks yayınları devreye girdi. Aynı yıl TRT + yayına başladı.
*1992’de TRT İNT ve TRT AVRASYA yayına girdi. Nisan 1999 TRT İnternet sitesi trt.net yayına başladı
*TRT 1,TRT 2, TRT 3, TRT 4, TRT INT, TRT AVRASYA televizyon kanalları ve radyo kanalları TÜRKSAT uyduları üzerinden ve İnternet bağlantısı sayesinde tüm dünyaya yayın yapmaktadır.
*TRT, Türkçenin doğru kullanılmasına özen göstermekte ve diğer radyo ve televizyon kanallarına örnek olmaktadır.
TRT’ye bağlı televizyon kanalları hala yurdumuzda diğer özel kanallardan daha yüksek bir izlenme oranına sahiptir.
ÖZGÜRLÜKLER ÜZERİNE PANEL YAPIYORUZ.
ÖZGÜRLÜK: Başkalarının haklarına zarar vermeden istediğimizi yapabilmektir. Özgürlükler sınırsız değildir.
Bir başka deyişle başkalarının haklarının başladığı yerde bizim özgürlüğümüz sona erer.
HAK: İnsanların herhangi bir işi yapma yetkisine hak denir
PANEL: Dinleyiciler önünde, seçilmiş bir konuşmacı grubun bir konuyu tartışmak amacıyla düzenlediği toplantı ya da açık oturumdur
Kitle iletişim özgürlüğü bireylerin sağlıklı bilgilenmesi açısından önemlidir.Ancak kitle iletişim özgürlüğü sınırsız olmamalıdır.
Kitle iletişim araçları şu konularda dikkatli davranmak zorundadır. Bunlar;
* Özel yaşamın gizliliği
* Konut dokunulmazlığı
* Doğru bilgi verme
*Diğer kişi hak ve özgürlükleri
Radyo Televizyon Üst Kurulu(RTÜK):
*Ülkemizde yayın yapan kuruluşların belli ilkeler doğrultusunda yayın yapmalarını sağlamak amacıyla radyo ve televizyonların yayınlarını düzenlemek ve denetlemekle görevli kuruldur.
*1994 yılında iletişim alanının yeniden düzenlenmesi sonucu özerk ve tarafsız bir kamu tüzel kişiliği niteliğinde Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) kurulmuştur.
*Üst Kurul, TBMM tarafından seçilen 9 üyeden oluşur. Üst Kurul üyelerinin görev süresi altı yıldır. Üst Kurul üyeleri, kendi aralarından bir başkan ve bir başkan vekili seçer. Başkanlık süresi iki yıldır.
RTÜK radyo ve televizyon kanallarına kurallara aykırı yayın yapmaları halinde uyarı,yayın durdurma ,para cezası verebilir.
RTÜK ‘ün Görev ve Yetkileri
Yükümlülükleri yerine getirmeyen, izin şartlarını ihlâl eden, yayın ilkelerine ve Kanunda belirtilen diğer esaslara aykırı yayın yapan özel radyo ve televizyon kuruluşlarını uyarır veya aynı yayın kuşağında açık şekilde özür dilemesini ister. Bu talebe uyulmaması veya aykırılığın tekrarı halinde ihlâle konu olan programın yayını, bir ilâ on iki kez arasında durdurulur. Bu süre içinde programın yapımcısı ve varsa sunucusu hiçbir ad altında başka bir program yapamaz. Yayını durdurulan programların yerine, aynı yayın kuşağında ve reklamsız olarak, Üst Kurulca hazırlattırılacak; Eğitim, kültür, trafik, kadın ve çocuk hakları, gençlerin fiziksel ve ahlaki gelişimi, uyuşturucu ve zararlı alışkanlıklarla mücadele, Türk dilinin güzel kullanımı ve çevre eğitimi konularında programlar yayınlanır.
TEKZİP: Yalanlama, düzenleme ve düzeltme demektir. Herhangi bir kişi veya bir kurum hakkında herhangi bir basın yayın organında gerçeğe aykırı, asılsız bir haber ve bilgi yayınladığı zaman o kişi veya kuruluşun isteği üzerine direkt veya mahkeme kararıyla dolaylı yönden o basın yayın kuruluşunun yanlış, asılsız ve gerçeğe aykırı haberi, bilgiyi yalanlama ve düzeltme yayınına tekzip denir.
SANSÜR: Gazete, dergi gibi basın organlarındaki yazı, resim, karikatür gibi unsurların önceden devlet makamları tarafından incelenerek basım ve yayının yasaklanmasıdır.
ATATÜRK VE İLETİŞİM
Milli mücadelenin ilk yıllarında bugün sahip olduğumuz radyo, televizyon gibi birçok iletişim aracı bulunmamaktaydı. Atatürk milli mücadele yıllarında kamuoyu oluşturmak için, kitle iletişim araçlarının bu konudaki önemini bildiğinden bazı çalışmalar yapmıştır. Bunlar;
*İrade-i Milliye Gazetesinin çıkarılması (Eylül 1919):Sivas Kongresinde alınan bir kararla çıkarılmasına karar verilen gazetedir. Milli mücadelenin gidişatı hakkında halkı bilinçlendirmeyi amaçlayan bu gazete, milli mücadelenin yayın organı olmuştur.
*Hâkimiyet-i Milliye Gazetesinin çıkarılması (Ocak 1920):Atatürk’ün kurduğu gazetenin üçüncüsüdür. Milli mücadelenin sözcülüğünü yapmıştır. Her sayısında Atatürk’ün bir genelgesi veya beyannamesine yer vermiştir.
*Ceride-i Resmiye gazetesinin yayın hayatına başlaması(Ekim 1920)
Ankara’da kurulan T.B.M.M. Hükümetinin resmi gazetesi olarak 07.10.1920 tarihinde yayınlanmaya başlanan Ceride-i Resmiye, Takvim-i Vakayi’nin devamı olarak kabul edilmektedir.
Ceride-i Resmiye adı 1922’de Resmi Ceride olmuştur. Resmi Ceride adı da 1928 tarihinde Resmi Gazete olmuş ve o tarihten beri bu ad ile yayınlanmaktadır
*Anadolu Ajansı’nın(AA) Kurulması
(Nisan 1920):
*Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk resmî ajansı (A.A.)’dır.
*Mustafa Kemalin emriyle Yunus Nadi ve Halide Edip Adıvar gibi Cumhuriyet tarihinin aydınları tarafından milli mücadele davasını bütün memlekete ve dünyaya duyurmak amacıyla 6 Nisan 1920’de kurulmuştur.
*Anadolu Ajansı günümüzde çalışmalarına devam etmektedir.Yeni Türk devletinin ilk ulusal kurumu olma özelliğini taşır.Günümüzde bilgisayar sistemi ve uydu hattıyla çeşitli haber ve fotoğrafları abonelerine hızlı birşekilde ulaştırmaktadır.
*Telsiz Telgraf Hakkındaki Kanunun Kabul Edilmesi(1925)
Kurtuluş savaşı sırasında iletişimin önemi anlaşılmış ve bu boşluğu doldurmak için 1925 de Telsiz Tesisi Hakkında Kanun adlı bir yasa çıkarılarak Türkiye genelinde bir telsiz şebekesi kurulması ön görülmüştür.
*Telsiz, Telgraf vericilerinin hizmete girmesi(1927)
1927 de hizmete giren telsiz-telgraf vericileriyle Berlin, Newyork, Moskova, Tahran, Viyana, Londra gibi merkezlerle bağlantı kurulmuştur
*İstanbul ve Ankara Radyosunun yayına başlaması
(1927)
ÜNİTE-2 ÜLKEMİZDE NÜFUS Konu Başlığı: NERELERDE YAŞIYORUZ? KAZ
ÜNİTE-2
ÜLKEMİZDE NÜFUS
Konu Başlığı:
NERELERDE YAŞIYORUZ?
KAZANIM
*Görsel materyallerden faydalanarak Türkiye’de nüfusun dağılışının neden ve sonuçlarını tartışır.
*Tablo ve grafiklerden faydalanarak ülkemiz nüfusunun özellikleri ile ilgili verileri yorumlar.
Verilen bilgiler
Nüfus:Sınırları belli bir alanda, belli bir zamanda yaşayan insan sayısıdır.
Nüfus Yoğunluğu:Bir Kilometre kareye düşen insan sayısına denir.Şu formülle hesaplanır.
Nüfus Yoğun.=Yaşayan İnsan Sayısı x100
Yüzölçümü
Örnek:Nüfüsu 10.000 olan bir ilçenin yüzölçümü 1000km karedir.Bu ilçede kilometre kareye düşen insan sayısı bir başka deyişle bu ilçenin nüfus yoğunluğu nedir.?
Çözüm:Nüfus Yoğ:=10.000 x100
1000
Nüfus Yoğ =1000 dir
Nüfusun Dağılışını Etkileyen Faktörler:
1- Doğal Faktörler: İnsanın etkisi dışında ortaya çıkan faktörlerdir. İklim, yükselti, yeryüzü şekilleri vb..
2- Beşeri Faktörler: İnsana bağlı faktörlerdir. Sanayi kuruluşları, ticaret, sosyal imkanlar (eğitim, sağlık, sinema vb). gibi.
**Bir yerin nüfusunun fazla olmasına neden olan sebepler şunlardır.
*Uygun iklim şartları
*Verimli tarım alanlarına sahip olması
*Endüstri kuruluşlarının fazla oluşu
*Yer altı kaynakları açısından zengin olması
*Turizmin gelişmiş olması
*Eğitim imkanlarının fazla oluşu
*Sahip olduğu sosyal ,kültürel ve tarihi özellikler.
Not:Günümüzde bir yerin nüfus artışında o yerin sahip olduğu iş imkanları birinci derecede etkilidir.
**Bir yerin nüfus yoğunluğunun fazla oluşu o yeri şu şekilde etkiler.
*İş gücü ucuzlar
*Tüketim artar
*Konut sıkıntısı yaşanır
*Eğitim,sağlık vb. sorunlar artar
*Trafik sorunları yaşanır.
**Bir yerin nüfus artış hızı ,yıllara veya çeşitli dönemlere göre farklılık gösterebilir.
Bunda;
*Doğumlar
*Savaşlar
*Salgın hastalıklar
*Doğal afetler
*Turizm faaliyetleri
*Yaşam koşullarının iyileşmesi etkenler etkili olabilir.
NOT:
*0–14 yaş -çocuk nüfus,
*15–64 arası- çalışabilir nüfus ( faal,),
*65 yaş ve üzeri- yaşlı nüfus olarak kabul edilir.
**15 – 64 yaş arası nüfus üretime katkı sağladığından, üretken nüfus olarak tanımlanır.
**0–14 yaş arasındaki çocuk nüfus ve 65 üzeri nüfus yaşlı nüfus genel olarak ekonomik anlamda bağımlı nüfus (tüketici nüfus) olarak kabul edilmektedir.
Türkiye’de Nüfusun Dağılışı:
- Ülkemizde en çok nüfus deniz kenarlarına ve iç kesimlerde ise verimli ovalara yerleşmiştir.
- Nüfusun yoğuluğu en fazla olan bölgelerimiz sırasıyla;
1- Marmara Bölgesi
2-Güney Doğu Anadolu Bölgesi,
3-Ege Bölgesi,
4-Akdeniz Bölgesi,
5-İç Anadolu Bölgesi,
6- Karadeniz Bölgesi,
7- Doğu Anadolu Bölgesidir
- Bölgelerimizde nüfus yoğunluğunun az olduğu bazı yerler;
Akdeniz’de ;Taşeli Platosu çevresi
İç Anadolu Bölgesinde; Tuz gölü çevresi,
Güney ve Doğu Anadolu Bölgesinde ;Mardin Eşiği ve Hakkari çevresi,
Marmara Bölgesinde; Trakya’nın kuzeyi Karadeniz Bölgesinde; Doğu Karadeniz Bölümü seyrek nüfuslu yerlerdir.
Yıllara göre Türkiye nüfus grafiği

Konu Başlığı:
NİÇİN SAYILIYORUZ?
KAZANIM
*Tablo ve grafiklerden yaralanarak ülkemiz nüfusunun özellikleri ile ilgili verileri yorumlar.
Verilen bilgiler
Nüfus Sayımı:Sınırları belli bir alanda belli bir zamanda yaşayan insan sayısını tespit edilmesidir.Nüfus Sayımı ile sadece insan sayısı değil insanların beslenme sağlık eğitim vb ihtiyaçları ile yapılması gereken yatırım ve planlamalar belirlenir.
Nüfus Sayımı sonucunda şu bilgilere ulaşılır
*Yaşayan insan sayısı
*Nüfusun eğitim-öğretim durumu
*Nüfusun yaş durumu
*Nüfusun ekonomik faaliyet kollarına dağılımı
*Kırsal ve Kentsel nüfus bilgileri
*Nüfusun medeni durumu
*Çalışan insan sayısı
Osmanlı Devleti’nde ilk nüfus sayımı padişah II.Mahmut döneminde 1831 yılında yapıldı.O dönemdeki nüfus sayımının yapılma nedeni;askerlik çağındaki müslüman asker sayısının ve vergi verecek insan sayısının tespit edilmesiydi.
Cumhuriyetin ilan edilmesinden sonra ilk nüfus sayımı 1927 yılında yapıldı.1990 yılına kadar sonu 0 ve 5 ile biten yıllarda yapılan nüfus sayımı bu tarihten itibaren 10 yılda bir yapılmaya başlandı.
2000 yılında yapılan nüfus sayımı da dahil nüfus sayımında sokağa çıkma yasağı uygulanırken,2007 yılından itibaren sokağa çıkma yasağına gerek kalmaksızın adrese dayalı nüfus sayımı sistemine geçilmiştir.
Not:Ülkemizde nüfus sayımını Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) yapar.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 1926 yılında Atatürk’ün isteğiyle Devlet İstatistik Enstitüsü(DİE) adıyla kurulmuş 2005 yılında adı TÜİK olarak değiştirilmiştir.
Konu Başlığı:
DEVLET VATANDAŞ ELELE
KAZANIM
*Eğitim ve çalışma hakkının kullanılması ile devletin ve vatandaşın bu konudaki sorumluluklarını ilişkilendirir.
Verilen bilgiler
Devlet insanların eğitim, sağlık gibi imkanlarını karşılar. Ancak gönüllü vatandaşlar da devlete yardım ederek okul, hastane gibi devlet kurumu yaptırarak devlete yardım edebilir. Yada dernek vakıflar aracılığıyla kişilere veya öğrencilere maddi ve manevi yardımda bulunabilir.
- “Haydi Kızlar Okula” kampanyası ile okul çağındaki bir çok kız öğrencinin okuması sağlanmıştır.
- “Temel Eğitime Destek” kampanyası ile vatandaş ile devlet okullar yapmakta, onarmakta, ekonomik durumu zayıf öğrencileri okutmaktadır.
- Darüşşafaka Cemiyeti kendi okullarını açarak genelde babası olmayan çocukları alarak okutmaktadır. Bu görevi topladığı bağışlarla yerine getirmektedir.
- ÇATOM (Çok Amaçlı Toplum Merkezi) GAP projesi kapsamında Güney Doğu Anadolu’daki illerde kurulmuştur amacı kız ve kadınlara kurslar açarak onlara meslek edindirmektir.
Devlete bağlı sosyal güvenlik kurumları: Sosyal güvenlik kurumları:hastalık,işşizlik,yaşlılık,çocuk yetiştirmek kira giderleri,yol giderlerini karşılayan olanaklar sağlar. Devletimiz her vatandaşının devlet güvenlik kurumlarına kayıtlı olmasını sağlamaya çalışmaktadır. Sigortasız işçi çalıştıran kurumları uyarmakta veya cezalandırmaktadır.
1- Emekli Sandığı: Memurların bağlı olduğu sosyal güvenlik kurumudur.
2- Bağ-Kur: Esnaf ve sanatkarların bağlı olduğu sosyal güvenlik kurumudur.
3- SSK: Özel kurumlarda, veya fabrikalarda çalışanların bağlı olduğu sosyal güvenlik kurumudur.
4.Yeşil Kart Uygulaması:Devletin hiçbir geliri ve taşınmazı olmayan vatandaşlar için yaptığı uygulamadır.
**(Bu kurumlarla ilgili yeni düzenlemeyi belirtelim)
Konu Başlığı:
MERHABA DOYDUĞUM TOPRAK
KAZANIM
*Örnek incelemeler yoluyla göçün neden ve sonuçlarını tartışır..
Verilen bilgiler
GÖÇ: İnsanların bir yerden başka yere taşınmasına göç denir. Yer değiştirmeler ülke içinde olursa “iç göç” ; ülke dışına olursa “dış göç” denir.
- İç göçün temel sebepleri: Ekonomik imkanlar , eğitim imkanları, kan davası, terör gibi olaylar etkilidir.
- Mevsimlik Göç: Kişilerin belli süreler için başka yerlere giderek çalışması sonra yerine dönmesidir.
- Dış göç: Kişilerin ülke dışına taşınmasıdır. Ülkemizde bir çok vatandaşımız başta Almanya olmak üzere bir çok ülkeye çalışmak için göç etmiştir.
- Bulgaristan ve Yunanistan gibi ülkelerdeki Türk vatandaşları oradaki baskılardan dolayı ülkemize eşyalarını ve mallarını bırakarak zorunlu olarak göç etmiştir.
**Cumhuriyetin ilk yıllarında nüfusun üçte ikisi köylerde yaşarken, günümüzde yarıdan çoğu kentlerde yaşamaktadır.
Kırsal Yerlerden Kentlere Göçün Nedenleri:
1- Tarımda makineleşmenin artması
2- Hızlı nüfus artışı
3- Kentlerdeki iş olanakları
4- Kentlerdeki eğitim ve sağlık olanakları
** En çok göçü Karadeniz ve Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu Bölgeleri verir. Göç veren başlıca iller; Artvin, Kars, Gümüşhane, Sinop, Kastamonu, Siirt, Trabzon, Kırklareli ve Rize’dir.
**En çok göç alan yerler; İstanbul, İzmir, Adana, mersin gibi büyük ve sanayisi gelişmiş illerdir.
Kentlere Göçün Sonuçları:
1- Kentlerde altyapı ve eğitim sorunları oluşur.
2- Gecekondulaşma sorunu.
3- Çevre kirliliği ve gürültü kirliliği.
4- Çevreye uyum sorunu yaşanması (kültür çatışması)
5- Doğal çevrenin bozulması
6- Yol, su, elektrik, sağlık kuruluşlarının yetersizliği.
Konu Başlığı:
YERLEŞME VE SEYAHAT ÖZGÜRLÜĞÜ
KAZANIM
*Yerleşme ve Seyahat özgürlüğünü açıklar.
Verilen bilgiler
Yerleşme Ve Seyahat Özgürlüğü:
*Anayasamızın 23. maddesi gereğince istediği yere yerleşebilir veya seyahat edebilir.
*Ancak bu hakları savaş, terör, salgın hastalık, tarihi eser bölgelerine zarar vermemek gibi nedenlerle bu hakları kanunlarla kısıtlanabilir.
- İnsanlar salgın hastalık olan yerlere, tarihi eser kalıntıları olan yerlere (sit alanları), hazine ve ya özel arazilere yerleşemez.
- Seyahat hakkı ise kişinin suç işlenmesi, sağlın hastalık bölgelerine gitme veya ayrılma gibi durumlarda kısıtlanabilir
Beyin Göçü(Yetişmiş insan gücü hareketi) :Doktor, mühendis, bilim adamı gibi yetişmiş kişilerin başka ülkelerde çalışmasına beyin göçü denir.
Beyin Göçünün sebebi:
*İlk ve Ortaçağlarda beyin göçü dini,siyasi,ilmi ve ideolojik sebeplere dayanırken, günümüzde daha çok ekonomik ve sosyal sebeplerle ayrıca siyasi baskılardan dolayı gerçekleşmektedir.
Beyin göçü ülkenin gelişmesini yavaşlatır. Beyin göçünün sebepleri ülkede imkanların sınırlı olması, devletin ilgisizliği, ülkedeki kanuni düzenlemelerin yetersiz yada karmaşık olmasıdır.
**Ülkemizde beyin göçü daha çok Avrupa ülkeleri ile ABD’ne gerçekleşmektedir.
ÜNİTE-3 TÜRK TARİHİNDE YOLCULUK Konu Başlığı: FA
ÜNİTE-3
TÜRK TARİHİNDE YOLCULUK
Konu Başlığı:
FARKLI KÜLTÜRLER BİRARADA YAŞADI
(2 Ders Saati)
KAZANIM
4.Osmanlı toplumunda hoşgörü ve birlikte yaşama fikrinin önemine dayalı kanıtlar gösterir.
Verilen bilgiler
Hoşgörü: Hoşgörü, kendi görüşümüze ve çoğunluğun görüş biçimine aykırı düşen görüşlere sabırla, hem de yan tutmadan katlanma demektir. İzin verme,, iyi karşılama anlamlarına da gelir.
Sosyal ilişkilerde bir tarafın, bazen farkında olmadan, , bazen de bilerek diğer tarafa zarar verebilecek bir durum yaratması durumunda, diğer tarafın bunu görmezden gelerek veya cevabından vazgeçerek ödün vermek tahammülünü (erdem)gösterebilmesidir.Tasavvuf'ta Mevlana hoşgörü'ye en güzel örnektir.Hoşgörülü olmak insanlarla ilişki kurmanın en iyi yoludur.
Osmanlı Devleti ,farklı din ve ırktan birçok milleti kendi içinde barındırmasına rağmen 600 yıl kadar yaşamayı ve bu toplulukları Osmanlı Milleti adı altında bir arada tutmayı başarmıştır.Bundaki en önemli etken izlediği hoşgörü politikasıdır.
Osmanlı Devletinde yabancılar birçok hakka sahipti.Bunlardan Bazıları;
*İnaçlarını ve kültürlerini rahatça yaşayabilirlerdi
*Gayrimenkul satın alabilirlerdi
*Kendilerini diğer insanlardan farklı hissetmezlerdi.
*Adalet konusunda Müslümanlarla aynı haklar sahiplerdi.
*Gayrimüslimler can ve mal güvenliğine sahiptiler
*Serbestçe ticaret yapabiliyorlardı vb..
Bazı Örnekler;
- 1492 yılında İspanya’da yok edilme tehlikesi yaşayan Museviler, sultan II. Bayezit tarafından Osmanlı topraklarına getirilmiş ve yerleştirilmişlerdir.
- 1908’de açılan Osmanlı Meclis-i Mebusan’ında 130 milletvekilinin 80’i müslüman, 50’si gayrimüslim idi.
Yukarıda belirtilen tüm bu noktalar Osmanlıdaki hoşgörüye birer kanıttır.
Konu Başlığı:
YOLUMUZ SİVAS’A DÜŞTÜ
(2 Ders Saati)
KAZANIM
5.Şehir incelemesi yoluyla Türk kültür sanat ve estetik anlayışındaki değişim ve sürekliliğe ilişkin kanıtlar gösterir.
Verilen bilgiler
Osmanlılarda şehirlerin oluşumu ve gelişmesi bir kısım sosyal tesislerin inşası ile yakından alakalıdır.Nitekim şehirlerde kurulan imaretler, ihtiyaç sahibi her inanç ve milletten kimselerin buralara gelmesine yol açmıştır.İmaretlerin yanı sıra dini eserler (camii,mescit ,tekke,türbe ,zaviye),medrese,han ,hamam ,hastane,fırın,çarşı,boyahane ,salhane ,suyolları ve kanalizasyon gibi bir şehrin oluşumunda rol oynayacak tesislerin yapılmasıyla bu akın artmıştır.
Ayrıca şehirlerin dağ ve ova köylerinin arasında bir Pazar ve değişim noktası olma özelliği de bu konuda etkili olmuştur.
Günümüzde şehirlerin oluşumunda;
*Önemli yollar üzerinde bulunması
*İş olanaklarının geniş olması
*Tarihi ve Turistik özelliklere sahip oloması
*Sinema Müzik gibi çeşitli sanat etkinliklerine ev sahipliği yapması etkilidir.
Sivas Hakkında:
Ülkemizin kapladığı alan bakımından ikinci büyük şehri olan Sivas ,nüfus bakımından da orta büyüklükteki şehirlerimizdendir.
*Tarihçesi
1071 Malazgirt Savaşında sonra Türklerin Anadoluya yerleşmeleri ile birlikte bu çevrede kurulan ilk Tür Devleti Danişmentliler olmuştur.Danişmentlilerden sonra sırası ile Türkiye Selçukluları ve Osmanlı Devleti bu bölgeye hakim olmuştur.Kurtuluş Savaşında Cumhuriyetin temellerinin atıldığı yer olarak önemini daha arttırmıştır.(Sivas Kongresinin yapılması)
1649 da şehirden geçen Evliya Çelebi surların kuşattığı Sivas’ın 44 mahalleye bölündüğünü ve bu mahallelerde 4600 ev bulunduğunu yazar.
*Mimari Eserleri
Gök Medrese:1271 yılında yapılmış Türkiye Selçuklu Devleti döneminden kalmadır.
Hükümet Konağı:1884 yılında Sivas Valisi Halil Rıfat Paşa tarafından yapılmıştır
* Sanat
Sivas denilince akla ilk gelen türkülerdir.Muzaffer Sarısözen de Sivas’ın ülkemize kazandırdığı müzik adamlarından biridir.
*Geleneksel El Sanatları
Çorapçılık:Sivas’ta kış mevsiminin uzun sürmesi yörede çorapçılığın gelişmesinde etkili olmuştur.cunhuriyetin ilk yıllarına kadar ek gelir kaynaklarından biri olmuştur
Bıçakçılık:Sivasın en eski el sanatlarındandır. 1960lı yıllara kadar önemini korumuştur.Sivas ta üretilen bıçakların bir kısmı Almanya ve Arabistan’a ihraç edilmektedir
ÜNİTE-4 ZAMAN İÇİNDE BİLİM Konu Başlığı: BULUŞLARIN SERÜVENİ
ÜNİTE-4
ZAMAN İÇİNDE BİLİM
Konu Başlığı:
BULUŞLARIN SERÜVENİ
Hayatımızı etkileyen birçok buluş binlerce yıllık geçmişe sahiptir.Zaman içinde teknoloji ve bilimin gelişmesine katkıda bulunmuş uygarlıklar; Mezopotamya,Mısır,Çin ve Hindistan’da kurulmuştur.
Sümerler: MÖ 3500’lü yıllarda ilk kez yazıyı bulmuşlardır.
MÖ 3200’lü yıllarda ilk kez tekerlek bu dönemde kullanıldı
Babiller: MÖ3000 li yıllarda ilk tarımsal ürün toplama makinasını kullandılar
Fenikeliler:MÖ 1300 lü yıllarda ilk alfabe kullanıldı.
Lidyalılar: MÖ 700lü yıllarda ilk madeni parayı kullandılar
Ayrıca:Tales; MÖ 540 ta ilk geometri okulunu kurdu.Herodot; MÖ 450 de dünya haritasını çizdi.Arşimet ;MÖ200 de kaldıraç kanunların keşfetti.
*TEKERLEK
*Tekerlek bütün çağların en önemli mekanik icadıdır.
*Kesilen ağaç kütüklerinin yuvarlanmasının görülmesi tekerleğin atası sayılır. En eski tekerlek yaklaşık 5000 yıl önce Mezopotamya'da yapılmıştır. Çömlekçilerin toprağı şekillendirmede yardımca bir araç
olarak kullandıkları tekerleğin arabalara takılması ulaşımda köklü bir dönüşüme neden
oldu. İlk tekerlek kalın kalasların, yan yana getirilip tutturulduktan sonra yuvarlak biçimde kesilmesiyle elde edilen disklerdi.
*BARUT
*Çinliler tarafından bulunmuştur. Daha sonra Türkler vasıtasıyla Çinlilerden Müslüman Araplara geçmiştir.
*Haçlı Seferleri sırasında Avrupalılar barut yapmayı Müslümanlardan öğrendiler Barut sayesinde top, tüfek gibi ateşli silahlar yapıldı.
*Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul surlarını yıkabilecek toplar yaptırması, Avrupa krallarının işine yaradı. Krallar büyük toplar sayesinde söz geçiremedikleri derebeylerin şatolarını yıktılar, böylece Avrupa’da derebeylerin egemenliklerine son veren krallar siyasi güçlerini artırdılar.
*MÜREKKEP
*MÖ 1300'e doğru Çinliler ve Mısırlılar kandillerde aydınlatmadan oluşan isi su ve bitki zamklarıyla karıştırarak hazırlanan mürekkebi buldular.
*İlk çağlarda kullanılan mürekkep, parşömen üzerine yazmak için deriye iyice sinen ve silinmesi kolay olmayan, özel dayanıklı bir mürekkepti. Eski mürekkebin önemli bir özelliği, yazının renginin yazarken çok soluk olması ve daha sonra kendi kendine kararmasıydı.
*MUM
* Günümüzden yaklaşık 2000 yıl önce ortaya çıktı. Mum çevresi balmumuyla ya da don yağıyla sarılmış bir fitilden oluşur, yakılan fitilin alevi balmumunun ya da don yağının bir bölümünü eritir; böylece fitil sürekli yanarak ışık saçar. Bu bakımdan mum, kullanılması daha kolay bir yağ lambasıdır.
Yağ lambaları ve mumlar gazyağıyla aydınlatmanın yaygınlaştığı 19. yüzyıla kadar başlıca yapay ışık kaynakları olmayı sürdürdüler.
*CAM
*Camın hammaddesi kumdur. Kumun yapısında bulunan silisyum dioksit, yüksek sıcaklıkta erir.
* Camın hafif olması ve aydınlığı sağlaması yanında estetik olması da kullanım alanını genişletmiştir.
*Mezopotamya'da bulunan ilk cam örneklerinin tarihi MÖ 3. yüzyıla dayanır. MÖ 1000 yıllarında Mısırlılar cam elde etmeyi başardılar. Suriyeli cam ustaları "Cam Üfleme Tekniği'ni kullandılar.
*Türklerde cam sanatı Selçuklularla beraber başladı ve İstanbul'un alınışından sonra Osmanlı döneminde gelişti. Türkiye'de ilk cam fabrikası 1934 yılında Paşabahçe'de kuruldu
SÖZ UÇAR YAZI KALIR
Yazı-Alfabe-Matbaa
*İlk adım;Günümüzden yirmi bin yıl önce mağara duvarlarına çizilen hayvan resimleriyle başlayan insanın iz bırakma tutkusu, altı bin yıllık bir geçmişi olan yazının ortaya çıkarılmasında atılan ilk adımlardır.
*Önemi:Tarih, insanın yazıyı bulmasıyla başlar.(MÖ 3200)
*İlk yazı nesneleri gösteren resimler şeklindeydi.
*İlk Yazıyı bulan Sümerler, konuşma dilini yazı diline çevirmek suretiyle düşünceyi ve tarihi gelecek kuşaklara bırakma yöntemini de bulmuş oldular.
*İlk Yazı Çeşitleri Sümerlerin kil tablet üzerine yazdıkları harflerin biçimi çiviye benzediği için bu yazıya çivi yazısı adı verildi. Çivi yazısını Babil ve Hitit gibi uygarlıklarda kullanmışlardır.Eski Mısırlıların kullandığı resimli yazıya "hiyeroglif” denir. Bu yazıda harfler resimlerle ifade edilir. Hiyeroglif yazılar yalnızca duvara ve anıtlara yazılırdı.
*İlk Alfabe;Fenikeliler yazıyı çeşitli harflerle anlatarak ilk alfabeyi icad ettiler. Bu alfabe Yunanlılar ve Romalılar tarafından da geliştirilerek Latin Alfabesi oluşturulmuştur.
*İlk Matbaa; Dünya'da bilinen ilk matbaa Budizm'in Japonya'da yayılması için Çinliler tarafından kullanılmıştır. Asya'da yer alan Uygurların da matbaacılık faaliyetine başlamalarında komşuları olan Çin etkili olmuştur.
Matbaanın başlangıcının tam olarak bilinmemesine rağmen modern matbaayı 15. yüzyılın ortalarında Alman matbaacı
Johanne Gutenberg yapmıştır.
Osmanlı Devleti'nde
Kâğıt ve Matbaa
Matbaanın Osmanlı Devleti'nde kullanılması 18. yüzyılda gerçekleşmiştir. Ancak Osmanlı Devleti'nde yaşayan Musevi ve Ermeni azınlıklar daha önce matbaayı kullanarak kendi dillerinde kitaplar basmışlardır.
Osmanlı Devleti, Lale Devri'nde Batı'nın ilerleyişini takip etmek için Avrupa ülkelerine elçilikler açmış ve konsoloslar atamıştır. Bunlardan biri olan ve Fransa'ya elçi olarak atanan 28 Mehmet Çelebi'den, Fransa'nın uygarlık, eğitim, askerî alandaki gelişmeleri takip ederek rapor etmesi istenmiştir. 28 Mehmet Çelebi'nin oğlu olan Said Mehmet Efendi, gelişmenin eğitimden kaynaklandığına ve bunun için matbaanın gerekli olduğuna inanmıştır.
Osmanlı Devleti'nde Türk matbaacılığının ortaya çıkmasında önemli şahsiyetlerden biri İbrahim Müteferrika'dır. 1719 yılından itibaren matbaacılıkla ilgilenen İbrahim Müteferrika, 1726 yılında Matbaanın Gerekleri adlı bir dilekçeyle dönemin sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa ile şeyhülislama başvurdu. Ancak sadece din dışı kitapların basımı için izin alabildi. 1727 yılında da Sait Efendi ile birlikte ilk Osmanlı matbaasını kurdu.
Matbaanın Osmanlı Devleti'ne geç gelmesinin nedenleri;
1. Dinî tutuculuk,
2. Teknik nedenler,
3. Toplumun hazır olmaması,
4. Hattatlık mesleğinin yaygın ve geleneksel bir uğraş olarak etkin olmasıdır.
BİLİM MİRASI: TÜRK İSLAM DEVLETLERİNDE BİLİM VE BİLİM ADAMLARI
Matematik alanında
Harezmî, Matematik alanındaki çalışmaları cebirin temelini oluşturmuştur.
Nasiruddin-i Tusi, "Kesenler Teoremi" adlı eseriyle Trigonometrik çalışmalara yer vermiştir. Kenar açı bağıntısını bulmuştur.
Ömer Hayyam, cebir konusunda üçüncü derece denklemlerin çözümüne katkıda bulunmuştur. Celali takvim adıyla bilinen takvimi hazırlamıştır.
Cahit Arf: (1910-1997),Kendi adıyla bilinen matematik kuramları ile dünya çapında tanınır.
Arf değişmezi, Arf halkaları ve Arf kapanışları gibi kendi adıyla bilinen matematiksel terimleri bilim dünyasına kazandırdı
Tıp alanında
İbn-i Sina, tıp alanının yanında felsefe, astronomi, matematik, fizik, kimya gibi alanlarda da çalışmalar yapmıştır. "Kanun" adlı eserinde hekimlik, ilaçlar, cerrahi yöntemler hakkında bilgi verir Onun bu eseri Avrupa'da ders kitabı olarak okutulmaktadır.
Fizik alanında
Farabi, İbn-i Sina ve İbn'ül Heysem gibi bilim adamlarının çalışmaları görülür.
Farabi, "Boşluk Üzerine" adlı yazmış olduğu eserinde doğada boşluğu kabul etmez. Aristo fiziğinin yetersiz olduğunu ortaya koymuştur.
İslam devletlerindeki bilimsel gelişmeler, Selçuklular zamanında devam etmiştir. Türk-
İslam devletlerinde bilgin, filozof ve sanatkârlar yetişmiştir. Bu dönemde Bağdat'ta
kurulan Nizamiye Medreseleri, bilim ve kültür hayatının canlanmasında etkili olmuştur.
İstikbal Göklerdedir
Astronomi alanında
Uluğ Bey, Semerkant'ta medrese ve gözlemevi, bilimsel çalışmaların gelişmesinde etkili olmuştur. Bu medrese ve gözlemevinde Ali Kuşçu ve Kadızâde-i Rumi gibi devrin önemli bilim adamları çalışmalar yapmıştır. "Uluğ Bey Zici" adlı eseri astronomi konusunda önemli bilgiler vermektedir.
Biruni, 973'te Harezm'de doğan Birûnî, Harezm sarayında astronomi ve matematik öğrendi. Sultan Memun bin el-Memun'un sarayında İbni Sina, gibi bilginlerle birlikte çalıştı.Gazneli sarayında büyük saygı gördü..
"Mesud'un Kanunu" adlı eserinde önemli astronomik bilgiler vermiştir.
Biruni 1973 yılında doğumunun 1000.yıl dönümü nedeniyle UNESCO öncülüğünde bütün dünyada anılmıştır.
Ali Kuşcu; Semerkant'ta doğdu. Babası Muhammed, Timur İmparatorluğu Sultanı ve astronomu Uluğ Bey'in kuşçusu olduğu için, ailesi "Kuşçu" lakabıyla meşhur oldu. Küçük yaştan itibaren matematik ve astronomiye ilgi duyan Ali Kuşçu, Semerkant'da eğitimini tamamladıktan sonra Uluğ Bey'e yardımcı ve rasathanesine müdür oldu.Tebriz'de Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan kendisine büyük saygı gösterdi ve Osmanlı Devleti ile barış görüşmelerinde yardımını istedi. Ali Kuşçu, Uzun Hasan'ın sözcülüğünü yaptıktan sonra II. Mehmed'in davetiyle İstanbul'a geldi. Osmanlı - Akkoyunlu sınırında II. Mehmed'in emriyle büyük bir törenle karşılanan Ali Kuşçu, Ayasofya medresesine müderris oldu.
Takiyyüddin
Şam da dünyaya gelen Takiyyüddin ilk çalışmalarına Galata Kulesinde III.Murat’ın himayesinde başladı.Padişahın izniyle Tophane üzerinde Frenk Sarayı diye bilinen boş alan gözlemevi için ayrıldı.İstanbul Rasathanesi 1575-1580 yılları arasında faaliyet göstermiştir.
** Kepler, Galileo,Newton, Einstein astronomi alanında Avrupa da katkıda bulunmuş bilim adamlarındandır.
Konu Başlığı:
DEĞİŞİM VE GELİŞİM
ORTA ÇAĞ AVRUPASINDA
* Kavimler göçü ile birlikte Avrupa'da Hıristiyanlık geniş alanlara yayılmıştır. Bu dönemde ortaya çıkan kiliseler ekonomik, siyasi ve dini güçleri ellerinde toplamışlardır. Bilimsel ve akılcı düşünceyi reddederek kişisel düşünceyi yasaklamışlardır. Kutsal kitapları olan İncil'i kendi çıkarları doğrultusunda yorumlayarak halkı yanlış bilgilendirmişlerdir.
*Çeşitli bilim adamlarını idam ettirmişler Aforoz (dinden atma) Endülüjans (Günahların atfedilebileceği belge) gibi yetkileri kullanarak siyasi bir güç sağlamışlardır.Bu yüzden Ortaçağ Avrupası bilim alanında hiçbir ilerleme kaydedememiştir.
*Haçlı Seferleri ile birlikte kâğıt ,matbaa barut ve pusula Avrupa'ya geçmesi yeniçağda Avrupada birçok yeniliğin yaşanmasında etkili olmuştur.
Barut
Barutun ateşli silahlarda kullanılmasıyla birlikte Orta Çağ Avrupa’sındaki Feodalite (Derebeylik) sistemi zayıflarken, merkezi krallıklar güç kazanmıştır. Bu durum Avrupa'nın siyasi yapısını değiştirmiştir.
Kâğıt
Kâğıdın kullanılması ile birlikte Avrupa'da ve dünyada kültür aktarımı sağlanmıştır. Avrupa'da bilimsel çalışmaların yapıldığı "Aydınlanma Dönemi" başlamıştır.
Matbaa
Matbaa sayesinde yazılmış olan eserler çoğaltılarak geniş kitlelere hitap etmiştir.
Matbaa uluslararası kültürel etkileşimin yaşanmasında önemli bir yere sahiptir.
Pusula
Pusula, insanların yön bulma aracıdır. İlk olarak Çin’de görülen bu icat, mıknatıslı taşlardan yapılmıştı. İnsanlar pusula ile birlikte denizlere rahatlıkla açılabilme imkanı bulmuşlardır. Bu da Coğrafi Keşifler'e neden olmuştur.
YENİÇAĞ AVRUPASINDA
1-COĞRAFİ KEŞİFLER
Coğrafi Keşifler, 15. yüzyıl ve 16. yüzyıllarda Avrupalılar tarafından yeni ticaret yollarının bulunması amacıyla başlattıkları keşiflere denir.
Sebepleri
a. Geleneksel ticaret yollarının-İpek ve Baharat yolu- müslümanların eline geçmesi
b. Coğrafya bilgisinin ilerlemesi
c. Pusulanın geliştirilmesi
d. Gemicilik sanatındaki ilerlemeler
e. Efsane ve hurafelere inanmayan cesur gemicilerin yetişmesi
Keşifler
* Portekizli Bartelmi Dias Afrika'nın güney ucuna ulaşarak Ümit Burnu'nu buldu (1487).
* İspanyol asıllı Kristof Kolomb,Amerika Kıtası'nı buldu (1492). Ancak yeni bir kıta keşfettiğini anlayamadan öldü.
* Portekizli Vasko do Gama Ümit Burnu'nu dolaşarak Hindistan'a vardı (1498).
*Kristof Kolomb'un ölümünden kısa bir süre sonra İtalyan gemici Ameriko Vespuçi, Amerika'nın Hindistan değil yeni bir kıta olduğunu dünyaya ilân etti ve kıtaya onun adı verildi Amerika (1507).
*1519'da Portekiz asıllı Macellan tarafından başlatılan batıya seyahat Del Kano tarafından tamamlanarak (1522) dünyanın yuvarlak olduğu ilk kez ispatlanmıştır.
**Başlangıçta Portekizliler ve İspanyollar tarafından başlatılan Coğrafî Keşifler, özellikle İngilizler, Fransızlar ve Hollandalılar tarafından tamamlanmıştır.
Coğrafi Keşifler'in sonuçları
• Hristiyanlık yayıldı. Buna karşılık dünyanın düz olduğu gibi pek çok yanlış bilgi aktaran din adamlarına olan güven azaldı.
• Keşfedilen yerlerde yetişen domates, vanilya, patates, tütün, kakao gibi bitki türleri ile Avrupalılar ilk kez tanıştı.
• Avrupalıların, keşfettikleri yerleri sömürgeleştirmesiyle Sömürgecilik Dönemi başladı.
• Keşifler, ticaret yollarının değişmesine neden oldu.Akdeniz limanları ile Baharat ve İpek Yolu eski önemini kaybederken Hint Okyanusu kıyısındaki limanlar önem kazandı.
• Yeni keşfedilen ülkelerde bol miktarda bulunan altın ve gümüş gibi değerli madenler Avrupa'ya getirildi. Avrupa'da ticaretle uğraşan kişiler (Burjuva sınıfı) zenginleşti. Tüccarların, soyluların ellerinde bulunan toprakları satın almalarıyla soylular eski güçlerini kaybettiler.
• Zenginleşen Avrupalılar, kültür ve sanat hareketlerini desteklediler. Böylece, Avrupa'da Rönesans'ın doğmasına ortam hazırlamış oldu.
2-RÖNESANS
Kelime anlamı "yeniden doğuş"tur. 15. ve 16. yy'da Sanat, edebiyat ve bilim alanlarındaki gelişmelere verilen addır.
Nedenleri:
- Coğrafi Keşiflerle birlikte ekonomik refaha kavuşan halkın bilim ve sanata önem vermeye başlaması.
- Eski Helen ve Roma dönemine ait eserlerin incelenmesi.
- Kağıt ve Matbaanın öğrenilmesiyle birlikte okuma-yazma oranının artması, düşüncelerin geniş alanlara yayılması.
- İstanbul'un fethinden sonra İtalya'ya kaçan bilginlerin orada yapmış oldukları çalışmalar.
- Avrupa'nın İslami bilimsel eserleri kendi dillerine çevirmeleri.
- Bilim adamlarını destekleyen "mesen" sınıfının varlığı.
|
UYARI: Rönesans’ın İtalya'da başlama nedeni, coğrafi konumu, ekonomik refahı ve eski Roma antik eserlerinin burada bulunmasıdır. |
Gelişimi
İtalya'da başlayan Rönesans hareketleri, bütün Avrupa'ya yayılmıştır. Rönesans hareketleri Fransa ve Polonya'da bilim, Hollanda'da resim, İngiltere'de edebiyat alanında gelişme sağlanmasında etkili olmuştur. Bu dönemde; Giovanni Boccaccio, Nikola Makyevel, Francesko Petiark, Ciyovanni Bellini, Albert Dürer, Francis Bacon, Misel Monteyn, Leonardo Da Vinci, VVilliam Shakespeare gibi bilim adamları yetişmiştir.
Sonuçları:
*Orta Çağ'ın skolastik kilise düşüncesi yıkılırken yerine serbest ve bilimsel düşünce doğdu.
*Hristiyanlığın sanat ve düşünce üzerindeki baskısı sona erdi.
*Bilim sanat ve edebiyatta pek çok yeni eserler verildi.
*Reform hareketine zemin hazırlandı.
*Avrupa'da bilimsel gelişmelerin önü açıldı.
3-REFORM
Kelime anlamı düzeltme, yenileme anlamındadır. 16. yüzyılda Katolik mezhebindeki bozulmalar karşısında ilk olarak Almanya’da başlayan dinde yeni düzenlemeler yapılmasına “Reform” denir.
Nedenleri:
- Kağıt ve matbaayla birlikte okur yazar oranının artması.
- İncil'in farklı dillere çevrilmesi sonucu İncil'in asıl içeriğinin öğrenilmesi ve din adamlarına olan güvenin azalması.
- Kilisenin Endülüjans yetkisini kullanarak zenginleşmesi ve halkın bu gelişmelere tepkisi.
- Rönesans hareketleriyle birlikte düşünce özgürlüğünün oluşması.
|
UYARI: Reform hareketleri, Martin Luther öncülüğünde Almanya'da ortaya çıkmıştır. |
Gelişimi
Martin Luther kilisenin uygulamalarına karşı çıkmıştır. Buna karşılık kilise, Martin Luther'i dinden çıkarmış ve ölüme mahkum etmiştir. Martin Luther, Katolik kilisesine karşı, Protestanlık mezhebini kurmuştur.
Sonuçları:
- Avrupa'da yeni mezhepler ortaya çıkarak mezhep birliği bozulmuştur.
- Katolik kilisesine ve din adamlarına olan güven azalmıştır.
- Kilisenin elinde bulunan eğitim sistemi laik bir şekle dönüştürülmüştür.
- Kilisenin elinde bulunan topraklar, mallar halk tarafından paylaşılmıştır.
- Bilimsel çalışmalar önündeki en büyük engel olan kiliseler, eski önemini kaybetmiştir.
|
UYARI: Osmanlı Devleti Reform hareketlerinden etkilenmemiştir. Bunun yanında Reformla birlikte, Avrupa'nın mezhep birliğinin bozulması ve mezhep çatışmalarının başlaması Osmanlı'nın Balkanlarda ilerleyişini kolaylaştırmıştır. |
4- AYDINLANMA ÇAĞI
18. yüzyılda Avrupa'da ortaya çıkan her konuda akla öncülük tanıyan düşünce sistemine Aydınlanma'', bu düşünce sistemi ile gelen yeni döneme ise ''Aydınlanma Çağı'' adı verilir.
Aydınlanma Çağı'nda ''aklın kullanılması ile doğru bilgiye ulaşabileceği'' fikri temel olarak kabul edilmiştir. Bu dönemde deney ve gözlem önem kazanmış, doğa bilimlerinde büyük gelişmeler sağlanmıştır.
Aydınlanma Çağı'nın oluşmasında etkili olan bilim adamlarından bazıları şunlardır.
Newton: Fizik ve matematik alanında çalışmalar yapmıştır.
Kopernik: Evrende Güneş merkezli bir sistem olduğunu ve Güneş'in Dünya etrafında değil, Dünya'nın Güneş etrafında döndüğünü ispatlamıştır.
Galileo: Dünya'nın yuvarlak olduğunu ispatlayarak, kilise tarafından benimsenen, Dünya'nın düz olduğu görüşünü yıkmıştır. Ayrıca fizik alanında da çalışmalar yapmıştır.
Dekart: Bilimsel bilgiye ancak matematikle ulaşılabileceğini öne sürmüş ve bu nedenle analitik ve geometriyi geliştirmiştir.
Jan Jak Russo : Baskıcı düşüncelere karşı çıkarak demokrasinin doğmasına ve gelişmesine katkıda bulunmuştur
Aydınlanma Çağı'nda güzel sanatlar alanında da gelişmeler olmuş, özellikle müzik alanında Mozart, Bach gibi ünlü besteciler yetişmiştir.
5-SANAYİ İNKILABI
XVIII. yüzyılda ilk olarak İn